Kürt Büyüklerinin Hayatları ve Eserleri

Kategori: Genel | 0

1-Ehmede Xani Kimdir?, Hayatı ve Eserleri 

17.yüz yıl’ da yaşamış olan Kürt kökenli Ehmede Xani; edebiyatçı, astronom, şair, tarihçi ve İslam alimi olan ünlü bir düşünürdür. 1651 senesinde Doğu Beyazıt’ da doğmuştur. Babası Hakkari’ li ve Xaniyan aşireti üyelerinden Şêx Elyaz’ tır.

Babası onu o dönemin popüler okullarından olan feqi okuluna başlatır. Burada Arapça öğrenen Xani, sonrasında Muradiye Medresesi’ne giderek eğitimini sürdürür. Sonrasında Urfa, Ahlat ve Bitlis gibi şehirlerde de eğitim gören Xani, Suriye, Mısır, İran gibi ülkeleri gezmeye başlar. Gençlik döneminde müderrislik ve İshak Paşa Sarayında kâtiplik yapmıştır. Ehmede Xanî’nin hem bir şair ve mutasavvuf olduğu kadar aynı zamanda da bir filozof edasında yaşamıştır.

Ehmede Xani, yaşamı boyunca Feqiye Teyran, Hipokrat, Platon, Aristo, Farabi, Firdevsi, Ömer Hayyam ve Nizamî gibi filozoflardan ve şairlerden etkilenmiştir. 1707 senesinde doğduğu yer olan Doğu Bayazîd’de ölmüştür.

Ehmedê Xanî; yaşamı boyunca Kürt halkı arasında yaşanan bölünmelere, aşiret çatışmalarına karşıt görüşler beslemiş, yurt sever bir kişilik tablosu çizmiştir. Tüm Kürtlerin ve tüm halkların eşit olduğuna inanır. Bu yüzden özellikle bazı şiirlerinin her mısrasını ayrı bir dilde yazarak Arapça, Farsça, Osmanlıca ve Kürtçe gibi dillerle eşitliği savunmuştur.

Eserleri:

1 – Mem û Zîn (Aşk destanı)
2 – Nûbara Biçûkan (Çocuk kitabı)
3 – Eqîdeya Îmanê (İman’ın esasları)
4 – Eqîdeya Îslamê (İslam İnancı)
5 – Fî Beyanî Erkanî Îslam (İslam’ın Temelleri)

6 – Ehmede Xani Külliyatı,

 

2- Bediüzzaman Said-i Kürdi (Nursi)

Bediüzzaman Said Nursi 1878’de, Bitlis’in Hizan ilçesinin Nurs köyünde, yedi çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Babasının adı Mirza, annesinin adı ise Nure’dir. Küçük yaşından itibaren ilme merak salan Said, dokuz yaşından itibaren çıktığı ilim yolculuğunda birçok ilim merkezi medreselere uğradı.

  • 15 yaşında bir medrese öğrencisi iken hocası tarafından verilen Bedîüzzamân lakabı ismiyle birlikte anıldı. Çocukluğunda çevresindeki medreselerde eğitim gördü. Kendisinde görülen hafıza sebebiyle, önceleri “Molla Said-i Meşhur” diye tanındı. Daha sonra “Zamanın eşsizi” anlamında “Bediüzzaman” unvanıyla şöhret buldu.

Talebelik yıllarında temel İslamî ilimlerle ilgili doksan kitabı ezberledi. Şirvan, Siirt, Bitlis, Doğubayazıd ve Tillo’dan sonra 1894’te Mardin’e geçti. Oradan da Bitlis’e gitti, sonrada Van’da 12 sene kaldı. Esas hedefi, Van’da bir üniversite kurmaktı. Bu üniversitede din ilimleri ile fen ilimleri birlikte öğretilecek, etnik diller de (Türkçe farz, Arapça vacip, Kürtçe caiz olacak) serbest tutulacaktı. Bu üniversiteye, Kahire’deki Ezher Üniversitesi’nden hareketle “Medresetü’z-Zehra” ismini verdi.

1907 yılında doğuda Medresetü-z Zehra adında bir İslam üniversitesi kurmak fikriyle İstanbul’a geldi ve hayatı boyunca bu fikrini gerçekleştirmek için gayret gösterdi. 13 Nisan 1909 tarihinde tarihe “31 Mart Vakası” olarak geçen isyanda isyancıları yatıştırmaya çalıştı. İsyan bastırıldıktan sonra Said Nursi de olaya karıştığı iddiası ile tutuklandı. Fakat mahkemesi görüldükten sonra beraat etti.

Birinci Dünya Savaşı’nın ilan edilmesi ile birlikte, Said Nursi, yeğeni ve talebesi Molla Habib ile beraber, hemen gönüllü alay vaizi olarak Erzurum cephesine gönderilir. Enver Paşa tarafından milis alayı komutanı unvanını alan Bediüzzaman, savaş sırasında büyük başarılara imza attı. Rus ve Ermeni çatışması karşısında Bitlis’te Ruslara esir düştü.

Sen Petersburg ‘tan Varşova, Almanya, Viyana ve Sofya üzerinden trenle 1918 Haziranında İstanbul’a ulaşır. Şeyhülislam Musa Kazım Efendi’nin teklifiyle de Sultan Vahdettin tarafından kendisine ilmiye sınıfında “Mahreç” derecesi verilir (kahramanlık madalyası).

1925 yılında van’da eğitim faaliyetlerinde bulunurken, o sırada meydana gelen Şeyh Said hareketi sebebiyle, tedbir olarak 1926 yılında önce Burdur’a, ardından 25 Ocak 1927’da Isparta ve Isparta ili, Eğirdir ilçesine bağlı Barla’ya gönderildi. Burada sekiz yıl kaldı.

  • “Risale-i Nur” isimli Kur’an tefsirinin çoğu bölümlerini burada yazdı. Eserleri ve fikirleri sebebiyle 1935 senesinde Eskişehir Mahkemesine sevk edildi.

1936 yılında sürgüne gönderildiği Kastamonu’da eserlerini yazmaya devam etti. 1943’te Denizli Mahkemesi’ne, 1948’de Afyon Mahkemesi’ne sevk edildi. Kısacası, Bediüzzaman iktidarın istediklerini değil, Kur’ân’ın öğrettiklerini söylediği için hayatının yirmi sekiz yılı hapishane ve gözaltında geçmiştir.

  • Said Nursi, 23 Mart 1960 tarihinde 82 yaşında Şanlıurfa’da öldü. Naaşı Halilürrahman Dergâhı’nda kendisine ayrılan yere defnedildi. Ancak iki ay sonra 27 Mayıs 1960’da bir askerî darbe oldu. Millî Birlik Komitesi hükümeti Bediüzzaman’ın kabrinin nakledilmesine karar verdi. 12 Temmuz 1960 günü mezarı Urfa’daki yerinden alınarak Isparta’ya götürülerek şehir mezarlığına gizlice defnedildi.
  • Eserleri:

  • Divan-ı Harb-i Örfî 1909 1911Hutbe-i Şâmiye 1911 1911 (Ar.)Münâzarat 1911 1911Muhâkemat 1911 1911[3]Nutuk-I 1908-9 1912Teşhisü’l-İllet 1911 1912

    İşârâtü’l-İ’caz Fi Mazanni’1-Îcaz 1914-16 1918

    Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayatı 1919 1919

    Nur’un İlk Kapısı 1925

    Sözler 1926-30

    Mektûbat 1929-34

    Barla Lahikası 1926-35

    Lem’alar 1932-36

    Şualar 1936-49

    Kastamonu Lahikası 1936-43

    Emirdağ Lâhikası-I ve II 1944-60

    Nur Âleminin Bir Anahtarı 1953

     

    3-Feqiyê Teyran Kimdir ? Hayatı, Eserleri

  • Kürtlerin Yunus Emre’si olarakda anılan Feqîyê Teyran veya Fakî-yi Tayran (d.1590 – ö.1660), asıl adı Muhammed olan Kürtçe şair, masal ve destan yazarı.En önemli eseri Hespê Reş’tir (Kara At). Bu eser 1965’te Moskova’da Kürtçe-Rusça olarak yayınlandı. Feqîyê Teyran Müküs’de (Wan Bahçesaray) dünyaya gelmiştir. Medrese eğitimi alan Teyran’a Feqîyê ismi, ilimden/talebe kelimesinden; Teyr/kuş ise (Mantık et-Tayr) adlı eserden gelir.Kelime manası olarak kuşların hocası anlamına gelmektedir.
  • Feqiyê Teyran Mahlas: Mihê, Feqiyê Gerok Doğum: 1590 Wan Ölüm: 1660 Wan Milliyet: Kürt Meslek: Şair,Yazar,Filozof Dönem: 17.yy Tür: Destan,Masal Akım: Kürt Edebiyatı İlk eseri: Hespê Reş
  • Feqıyê Teyran Kürt edebiyat tarihinde önemli bir yere sahiptir. Feqiyê Teyran bir Kürt ozanıdır ve Kürtçeyle şiir yazan en eski ozanlardan bir tanesidir. Kürt Edebiyatı Tarihi’nde büyük bir şair, filozof, öykü ve destan yazarıdır. Şiirleri genel olarak lirik tarzda yazıldığı ve dilini de yalın, akıcı ve anlaşılır bir biçimde kullandığı için halk arasında ezbere bilinir. Şarkılara bile konu olmuş Feqîyê Teyran yazmış olduğu destan ve hikaye tarzı şiirleri, dilden dile dolaşır insanlar arasında. Feqî’nin Şêx Sen’an, Zembîlfiroş, Bersîsê Abid ve Kela Dimdim gibi destan ve hikayelerini bilen insan sayısı tahmin edilenden çoktur.
    Arapça ve Farsça dillerini, edebiyatını çok iyi bilmesine karşın o özellikle tüm yapıtlarını Kürtçe yazmıştır.

    Şiirleri:

  • Hespê Reş, Şêxê Senan (Senan Şeyhi), Qiseya Bersiyayî (Bersiyay’ın Öyküsü), Dilo Rabe Dilo Rabe, Ey Avê Av Xan, Dimdim, Bersîsê ‘A’bid Sîseban, Ellah Çı Zatek Ehsen e, Hey Av u Av, İro Jı Dest Husna Hebib, Bı Çar Keriman, Melayê Batê Kanê, Ez Çı bêjım, Feqe U Mela, Feqe u Bılbıl, Ay Dılê Mın, Qewi İro Zeif Halım, Dilber, Dılo Rabe, Çıya Ani, Dengbêjê Jaran i, Yar Tu yi, Feqıyê Teyran u Evina Dılan,  Mıhacır,  Dewran, Ê Bên, Feqıyê Teyran u Dilber,  Feqıyê Teyran u Qulıng, Feqıyê Teyran U Roj

4-Meleye Cıziri

Melayê Cıziri’nin gerçek adı Ahmed’dir. Doğum tarihi, kendisinin şiirinde belirttiğine göre Hicri takvime göre 974’te Cizre’de dünyaya gelmiştir. Miladi takvime göre 1566’a denk gelir.
“Ji herfan mah û salê me
Nehat der şiklê falê me”
Bu da ebced hesabına göre 974’ü gösterir.
Melayê Cıziri Botan aşiretindendir. Babasının adı Muhammed’dir. İlk hocası babasıdır. Sonra Kürdistan’ın birçok yerinde tahsilini devam ettirmiştir. Diyarbakır, Bingöl, Hasankeyf gibi farklı yerlerde ilim öğrenir. İmamlık icazetini Diyarbakır’dan Mele Taha’dan almıştır. Uzun süre Diyarbakır’ın Sırba Köyünde İmamlık yapmıştır. Sırba ve Hasankeyf’ten sonra Cizre’ye gelir ve hayatının sonuna kadar memleketi olan Cizre’de kalır. Botan Beyi Mir Şeref Han’ın danışmanlığını yapıyordu. İmameddin Bey (Şeref Han) Melayê Cıziri’ye çok değer verirdi.
Mela Ehmedê Cıziri “Aşkın Piri” olarak tanınır. Aşk şiirleri kısa bir süre öncesine kadar evlerde eşler arasında karşılıklı okunurdu. Bunların dışında divanının her bir bölümü kendi başına bir bilinç ve sanat kaynağıdır. Tarihten, felsefeye, Timurleng ve Cengiz’in barbarlığından, Sokrat’ın teorisine, astronomiden, dünyanın hareketlerine kadar birçok konuda şiir yazmıştır.
Mela Ehmedê Cıziri’nin divanı Kürt edebiyatı açısından büyük bir zenginliktir. Mela şiirlerinde Farsça, Arapça ve birkaç ta Türkçe kelime kullanmıştır. Buna rağmen şiirlerini zengin bir dille yazmıştır. Şiirlerin birçok Kürtçe atasözü ve deyime yer vermiştir. 1500e yakın kelime ile yazmış ve kelimelerinin çoğu Kürtçe’dir.
Şiirlerindeki duygu yoğunluğu okuyanları çok etkilemektedir. Melayê Cıziri şiirlerinde Türklerin ve Farsların Kürtlere yönelik haksızlıklarından da bahsetmiştir.
Melayê Cıziri ilmi alanda kendini geliştirmiş ve büyük bir alimdir. Şüphesiz Melayê Cıziri Mutasavvuf idi, bir alimdi.
Mele Xalıd Sadini Melayê Cıziri hakkında şunları söylüyor; “Melayê Cıziri’nin divanında O’nun, bütün hikaye, eski rivayet, örf, adet, İslami ve ondan önceki ilmi kavramlara hakim olduğunu görüyoruz. Aynı zamanda O çevre halkların tarih ve ananelerinden de haberdardır.”
Mela Ehmedê Cıziri ve Feqiyê Teyran’ın atışmalarından anlıyoruz ki O 1631’de Cizre’deydi. Divanını da o yıl (1631) bitirmiştir. Feqiye Teyran “Îro girya me tê” isimli şiirinde Mela’nın ölümünü işler. Buna göre hicri 1050 yılında (M:1640) vefat etmiştir.
Mezarı şimdi Cizre’de, “Medresa Sor”dadır.
Eserleri: Divan (140 şiir’den oluşur) ve ağızdan ağza bize kadar ulaşan birkaç şiiri vardır.

 

5-Mevlana Halid-i Kürdi (Bağdadi) (1779 – Süleymaniye – 1827 Şam)

Mevlâna Hâlid-i Şehrezorî Kürdi-Bağdâdî İslâm tarihinde , 19. Asırda damgasını vurmuş , İslam Dünyasının son iki yüz yılını etkilemiş Nakşibendiliğin en önemli meşâyihinden olup, Nakşibendiyye-i Müceddidiyye’nin Hâlidiyye şubesinin kurucusudur. Ailesi, Kürtlerin Câf aşiretinin mikâilân kolundan olup, Ahmed Ağa’nın oğludur. Hicri 1193/1779 tarihinde Süleymaniye sancağına bağlı Karadağ kasabasında dünyaya gemiştir.

Hocaları: Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî hazretleri, zamanının en büyük âlimlerinden olan; Muhammed bin Âdem-i Kürdî, Sâlih-i Kürdî, Abdürrahmân-ı Kürdî, Abdürrahîm Berzenci ve onun kardeşi Abdülkerîm Berzencî, Abdullah-ı Harpânî ve daha pekçok âlimden ilim öğrendi. İcâzet (diploma) aldı.

Mevlâna Hâlid hazretleri Şâm’da bu şehirde vâki olan vebâ/tâun salgını neticesinde oğulları Bahaeddin ve Abdurrahman’ın ardından, 14 Zilka’de 1242/9 Haziran 1827 Tarihinde Cum’a gecesi Dâr-ı Bekâ’ya irtihal eylemişlerdir. Türbesi Şâm-ı Şerîf’de, Kasyon tepesindedir.

Eserleri: Dîvân (Farsça-Arapça-Kürtçe), Farsça-Arapça Mektubat, Siyalkutî Üzerine Tâlikât, Makâmat-ı Hariri Şerhi, İrâde-i Cüz’iyye Risalesi-El-İkdu’l-Cevheri, İtikadnâme (Farsça Cibril Hadisi Şerhi), Risâle-i Hâlidiyye.

 

6-Cigerxwîn Hayatı ve Eserleri

Asıl adı Şehmus Hasan olan Cigerxwin, 1903’te Mardin’in (şuan Batman’a bağlı) Gercüş ilçesine Hisar (Hesarê) beldesinde doğdu. 1914 yılında I. Dünya Savaşı’nın başlaması sonucu ailesi ile birlikte Suriye’de bulunan Amude şehrine göç etti. Daha sonra bu ülkede 1921’de İlahiyat Fakültesi’ni bitirerek din görevlisi olarak hizmet etmiştir.

1946 yılında Kamışlı’ya geçen Cegerxwîn burada aktif politikaya atıldı. Aynı yıl “Civata Azadî û Yekîtiya Kurd” (Özgürlük Meclisi ve Kürt Birliği) adlı siyasi yapılanmanın başına getirildi. Kendisi 1948 yılında Suriye Komünist Partisine üye oldu. Altı yıl sonra Suriye Parlamentosu’na girebilmek için bu partiden milletvekili adaylığını ilan etti. 1957’de partisinden ayrılarak daha önce kurmuş olduğu “Azadî” (Özgürlük) örgütündeki kişilerle birlikte Suriye Kürt Demokrasi Partisi’ni kurdu. 1963 yılında siyasi düşüncelerinden ötürü Şam’da tutuklandı.

1969 yılında Kuzey Irak’a giderek orada bulunan Mustafa Barzani’nin ayaklanmasına destek verdi. 1973’te ise Lübnan’a geçerek şiir derlemeleri olan “Kîne Em?” (Biz kimiz?)’i yayımladı. 1976 yılında gizlice Suriye’ye giderek üç yıl boyunca İsveç’e kaçış planını hazırladı. Stockholm’e geldiğinde 76 yaşına giren Cigerxwîn burada diğer eserlerini yayımlamaya başladı.

81 yaşında burada hayatını kaybeden şairin cenazesi daha sonra Kamışlı’ya defnedildi.

Eserleri
Şiirleri
Diwan Dîwana yekem: Prîsk û Pêtî, 1945 Şam.
Diwan Dîwana diwem: Sewra Azadî, 1954 Şam.
Diwan Dîwana siyem: Kîme Ez? , 1973 Beyrut.
Diwan Dîwana çarem: Ronak, Roja Nû Yayınevi, 1980 Stockholm.
Diwan Dîwana pêncem: Zend-Avista, Roja Nû Yayınevi, 1981 Stockholm.
Diwan Dîwana şeşem: Şefeq, Roja Nû Yayınevi, 1982 Stockholm.
Diwan Dîwana heftem: Hêvî, Roja Nû Yayınevi, 1983 Stockholm.
Diwan Dîwana heyştem: Aşîtî, Avesta Yayınevi, 2003 İstanbul.
Diwan Dîwana nehem: Salar û Mîdya, Avesta Yayınevi, 2003 İstanbul.
Diwan Dîwana dehem: Şerefnama Menzûm, Avesta Yayınevi, 2003 İstanbul.

Öykü
Reşoyê Darê, Lîs Yayınevi, 2008 Diyarbakır.
Cim û Gulperî, Lîs Yayınevi, 2008 Diyarbakır.

Dil ve Kültür Hakkındaki Eserleri
Destûra Zimanê kurdî (Kürt dil bilgisi), 1961 Bağdat.
Ferheng, perçê yekem (Sözlük, 1. Bölüm), 1962 Bağdat.
Ferheng, perçê diwem (Sözlük, 2. Bölüm), 1962 Bağdat.
Folklora Kurdî (Kürt Folkloru), Roja Nû Yayınevi, 1988 Stockholm.

Tarih İle İlgili Eseri
Tarîxa Kurdistan (Kürdistan tarihi) (bu eseri ölümünden sonra yayımlanmıştır), 3 ciltli, 1985-1987, Stockholm.

Selahaddin Eyyubi’nin kendi kaleminden Kürdler ve hayatı

Kategori: Genel | 0

Selahaddin Eyyubi’nin kendi kaleminden Kürdler ve hayatı
Aydın DERE 24.02.2019

İskenderiye Kütüphanesinde bulunan Selahattin Eyyubi’nin el yazması günlüğü, Fransız kadın yazar Genevieve Chauvel tarafından romanlaştırılmış.

Mısır, Suriye, Yemen ve Filistin sultanı ve Eyyubi hanedanının ilk hükümdarı. Kudüs’ü HIITIN SAVAŞINDA Haçlılardan alarak (2 Ekim 1187) kentte 88 yıl süren Frank işgaline son vermiş, Hıristiyanların misilleme olarak düzenledikleri III. Haçlı Seferi’ni etkisiz hale getirmiş, ilmî ve ve askerî dehasıyla tarihin en büyük kahramanlarından biridir.

“Bunları yazmaya başlamadan önce kendimi tanıtayım.”  –  Selahaddin Eyyubi

Önce, ben Kürdüm. Ramadi aşiretindenim. Bu aşiret, Kürdlerin en eski ve asil aşiretlerinden biridir. Aşiretin yerleşik yeri, Batı Azerbeycandır. Dedem Şadinin babası Mervandan önceki soyumuz üzerine fazla bilgim yoktur. Bizim beşiğimiz sayılan Dovin, 10. yüzyılda Küçük Ermenistan’ın başkenti idi. Buraya İç Ermenistan da diyorlardı. Amcam Şêrkoh ve babam Eyup Dovin’de dünyaya geldiler. 1128’de Dovin Türkmenlerin saldırısına uğradığında, dedem Şadi iki oğlunu ve karısını yanına alarak, canlarını Türkmenlerin acımasız katliamından zor kurtarmışlardır. Türkmenler acımasız bir katliam, büyük bir tahrip ve vicdansızca bir talanla Dovin’i yerle bir etmişler. Bununla birlikte, bizimkiler de bütün varlıklarını Türkmenlere kaptırmışlar, sadece canlarını kurtarabilmişlerdir. Bu katliamdan kurtlan dedem Şadi, Bağdat’ı hedef alarak güneye doğru kaçmaya devam ediyor. Bağdat, o sıralar halifeliğin merkezi ve Selçuklu hanedanlarından Melik şah’ın oğlu Sultan Muhammed tarafından yönetiliyordu. Dedemin eski dostu Behruz da burada vezirdi. Bu Behruz, daha önce Dovin’de bir esirdi. Dedem bunu buradaki esaretten kurtararak, İsfahan’daki Selçuklu sarayında prenslere öğretmen olmasını sağlamıştı. Sultan Muhammed Bağdat’a yönetici olunca, hocası Behruz’u da buraya vezir yapmıştı.” “Bağdat’a vardıklarında dedem Şadi, eski dostu ve Bağdat Veziri Behruz’u görebileceğini ve ondan yardım alabileceğini düşünüyordu. Aile Bağdat’a vardığında doğruca saraya gittiler. Vezir Behruz, dostu Şadi’yi çok iyi karşıladı. Hal hatırdan sonra Şadi olanları Behruz’a anlatıyor. O da büyük bir dikkatle dostu Şadi’yi dinledikten sonra, “Şadi” diyor “Allah seni bana gönderdi. Pek yakında Tikrit’i aldık. Orada yöneticimiz yoktur. Seni Tikrit’e yönetici olarak atıyorum ve bundan sonra senin unvanın ‘Dizdar’ olacak. En kısa sürede Tikrit’e gideceksin, görevine başlayacaksın.” “Tikrit’e geldikten kısa bir süre sonra dedem Şadi öldü. Mezarı Tikrit’tedir. Yerine büyük oğlu babam Eyup geçti. Babama da ‘Necm ed-din’ unvanı verildi. . Babam, Iraklı bir aşiret reisinin kızı El Harimi ile evlendi. Bu evlilikten ağabeyim Şahin şah ve Turan Şah, sonra üçüncü oğul olarak, 1137’de ben dünyaya geldim. Ama tanrı, beni çok ilginç bir şekilde dünyaya gönderdi. Amcam Şêrkoh, vezirin çok sevdiği hukukçu bir gence kızıp ölümle cezalandırınca, vezir de babamın bütün yetkilerini elinden alıyor ve “şafak atmadan Tikrit’i terk et, yoksa daha çok kelle uçacak’ diyor. Bunun üzerine bütün aile, hemen yol hazırlıklarına başlıyor. Tam bu sırada, ben annemi sıkıştırıyorum ve kadınlar bölümünde annemin sancıları tutuyor. Şafak atmadan beni bir kundağa beliyor, bir hizmetçinin kucağına tutuşturuyorlar, kervan Musul’a doğru yola koyuluyor. Ancak ikinci günü akşam, kervanın konakladığı yerde benim doğumumu kutluyorlar. Babamın anlattığına göre; çok cılız ve çelimsiz bir çocuk olduğum için, öleceğimi düşünerek, istemeyerek bana Yusuf adını veriyor, ikinci adımı da Selahattin koyuyor. Daha sonraları Selahattin benim birinci adım oldu.” “Babam Eyup Tikrit’ten sürüldükten sonra, hedefi Musul olarak seçiyor ve yoluna devam ediyor. Çünkü Musul’un yöneticisi Zengi babamın çok iyi bir dostu idi. Ben doğmadan önce 1132’de, Tikrit yakınlarında, Zengi Selçuklulara yeniliyor ve kaçıp babama sığınıyor. Babam da, Zengi ve adamlarının canını kurtarıyor ve Musul’a yeniden dönmesine yardımcı oluyor. Aile Musul’a vardığında Zengi, dostu Eyüp’e vefa borcunu fazlasıyla ödemeye çalışıyor. Bize Dicle’nin kenarında büyük bir bahçenin içerisinde, taştan ve çamurdan yapılmış çok büyük iki katlı bir ev verdiler. Musul’un çevresi uçsuz bucaksız okaliptüs ormanlarıyla kaplıydı. Bahçemiz portakal, limon ve diğer bütün meyve ağaçlarıyla doluydu. Annem son derce becerikli ve zevkli bir kadındı. Bin bir çiçekle dolu olan bahçemizi daha da zenginleştirerek gerçek bir cennete çevirdi. Zengi’nin düşmanları da çoktu. İran Selçukluları, Şamdaki Nusayriler, Diyarbakırlı ve Erbilli Kürdler ve batıdan gelen Franklar. Biz Musul’a varır varmaz, babam ve amcam da Zengi’nin ordusuna katılarak Frankları denize dökmeye gittiler. Annem üç oğluyla yalnız kaldı. Benim çelimsizliğime çok üzülen annem, bütün zamanını bana ayırıyor, beni ipek kundaklara beleyerek büyütüyordu. Zengi, Şam ve çevresinde stratejik önemi olan bir çok kaleyi alıyor, bunların en önemlisi olan Baalbek’e babamı komutan olarak atıyor. Babam buraya yerleşir yerleşmez, bizi Musul’dan almak üzere adamlarını gönderiyor. Ben artık büyümüştüm ama babamı hiç görmemiştim ve sesini hiç duymamıştım. Sadece beni ipekli ve kokulu kundaklara beleyen ve güzel sesiyle ninniler söyleyen annemin sesini duymuştum. Baalbek’e vardığımızda, altın takılarla bezenmiş ipek kalpaklı resmi elbiseler içerisinde bizi karşılamaya gelen babamı görünce, korkudan ağladım ve annemin arkasına saklandım. Ayrıca bu heybetli adamın, annemin gözlerine bakarak ağladığını gördüm. Annem de bu heybetli adamı teselli etmeye çalışıyordu. Büyüdükten sonra öğrendim ki, babam bizden ayrı kaldığı üç yıl içerisinde başka bir kadınla evlenmiş, annemin de bundan haberi yokmuş.”

“Ben çok güzel bir şehir olan Helipolis’te büyüdüm. Babam buraya bir cami ve sofiler için de bir manastır yaptırdı. Babamı resmi elbiselerinin dışında ve geleneksel Kürd kıyafetlerinin içinde görebilmek için, hep ikindiyi beklemek mecburiyetindeydim.
Amcam Şêrkoh, ağabeylerime savaş oyunlarını öğretmeye başladığında, ben çelimsiz halimle onları kıskanırdım. Bu arada okula başladım. Hocalarım sufilerden oluşuyordu. Okumayı öğrendikten sonra, en çok okuduğum sufilerden Gazali beni etkilemiştir. Bize bu güzel yaşamı sağlayan Zengi 14 Eylül 1146’da öldürüldü. Kısa bir süre sonra Şam’ın büyük ordusu kapımıza dayandı. Amcam Şêrkoh’un girişimleri sonucu çok sayıda Kürd aşireti bizi destekledi. Taraflar büyük kayıplar verdiler. Babama pazarlık yapmaktan başka çare kalmamıştı. Böylece Baalbek eski sahiplerine verildi. Buna karşılık Şam’da bir ev ve arazi aldı, böylece Şam’a taşındık. Amcam Şêrkoh gizlice Zengi’nin adamlarıyla buluşur, Halep yöneticisi Nurettin’e katılır. Burada Franklara karşı başarılı savaşlar yaparlar. Bu da Şam komutanını korkutmaya başladı. Şam’da hocalarım artık Sufiler değildi. Burada matematik, tarih ve coğrafya derslerini sevmeye başladım. Hocam Abu Taman, Kürd dili, tarihi ve geleneklerini bana öğreterek, benim bütün hayatımı değiştirdi ve hayatım boyunca onun etkisinden kurtulamadım.” “24 Temmuz 1148’de sabahı Frank ve Alman birleşik ordusu Şam’ı kuşattı. Bunlar daha önce Kudüs’ü almışlardı, sıra Şam’a gelmişti. Çok kanlı çatışmalar oldu. Franklar, Arapların da biz desteklemeye geldiklerini duyunca, savaşmayı bırakıp kaçmaya başladılar. Savaşı kazandık ama çok sayıda ölü verdik. Bu savaşta büyük abim Şahinşah da hayatını kaybetti. İki küçük oğlu öksüz ve karısı dul kaldı. Babam çok üzgündü. İlk defa bana yaklaşarak başımı okşadı, ‘artık sen benim ikinci oğlumsun’ dedi ve ben çok mutlu olmuştum. Savaştan kısa bir süre sonra vezir öldü. Sultan da babamı komutan olarak atadı. Muhtemel Arap saldırılarına karşı tedbir alıyordu. Artık babam benim atlara binmeme ve savaş oyunlarını öğrenmeme izin vermişti. Ama şunu unutmamam gerekiyordu: ‘Ben bir Kürdüm ve Başkomutanın oğluyum.’ Artık ince bedenim ata binmeme çok uygundu. Bu da beni sevindiriyordu. Halep Komutanı Nurettin, komutanı Şêrkoh’u babama gönderiyor, güçleri birleştirmek istediğini söylüyor. Babam da bunu kabul ediyor. Böylece de Şam Valisi oldu. Ben o zaman 16 yaşındaydım. Sultan, bütün toplantılarında beni yanından ayırmıyordu. Kendisi entelektüelleri, filozofları, düşünürleri, şairleri ve din adamlarını çok severdi. Bunlara sık sık davetler verir, sohbetlerini dinlerdi. Bu davetlere ben de katılırdım. Bazen ava çıkardık; panterleri, geyik kovalayan çıtaları ve aslanları seyrederdik. Mart 1164’te Sultan Nurettin, Generali Şêrkoh’a Kahire Seferi için emir verdi. Amcam Şêrkoh beni yanına çağırarak; ‘Yusuf, sen de benimle geliyorsun’ dedi. Ben o zaman 27 yaşındaydım. 1 Nisan 1164’te Sudan Kapısından Şamdan çıktık. General Şêrkoh, on binlerce Kürd süvariden oluşan ordusuyla gurur duyuyordu. Mayısın başı 1164’te zaferle Şam’a geri döndük. Bu savaşta gösterdiğim başarı, sevk ve idaredeki becerim nedeniyle, Sultan Nurettin beni ‘Şina’ ilan etti. Böylece de 27 yaşımda, koca Şam’ın Emniyet Müdürü olmuştum. Ocak 1167’de tekrar Kahire’ye sefere çıktık. Bu sefer General Şêrkoh’un yanında komutan olarak. Ağustos 1167’de Şam’a geri döndük. Buradan da Halep’e Sultan Nurettin’in yanına gittik. Burada zamanımı kuş, çita, panter ve aslan avlamakla geçiriyordum. Halep ovası ve dağları bu hayvanlarla doluydu. Bu arada annem bütün tanıdıkları seferber etmiş, beni evlendirmek için kız arıyordu. Benim için o kadar çok seçenek vardı ki; mavi gözlü Kürd kızları, yeşil gözlü Suriye (Nusayrili) kızları ve siyah gözlü Arap kızları. Ben de sonunda, asil ve mavi gözlü bir Kürd kızını tercih ettim. Çünkü evimize en uygun olanı o idi. Şemsê ile nişanlandık. Aralık 1168’de Franklar, Kahire’de yaptığımız anlaşmayı bozmuşlar ve Kahire’yi yeniden işgal etmişlerdi. Sultan beni çağırdı; ‘acele Şêrkoh’u bul’ dedi. Ben Şêrkoh’u bulduğumda; ‘6000 Kürd süvariyi çoktan hazırladım bile’ dedi. 2000 süvari de Halep’te hazırdı. Bunların arasında Türkmenler de vardı. Amcam çok istemesine rağmen, bu sefere katılmak istemiyordum. Ama yine de katıldım. 4 Ocak 1169’da Kahire kapılarına dayandığımızda, Franklar bizimle savaşmayı bile göze alamadılar, çekilip gittiler. Böylece, Şêrkoh hiç kan dökmeden Kahire’yi teslim aldı. Fatımi Halifesi bize çok büyük ilgi gösterdi. Ama, vezir Şavar ikiyüzlünün biriydi. Biz Kahire’den ayrılınca, yeniden Frankları çağıracağı haberini aldım. Amcamın karşı çıkmasına rağmen, vezir Şavar’ı öldürdüm. 18 Ocak 1169’da Şêrkoh kendisini Kahire’ye vezir ilan etti. 23 Mart 1169’da, akşam yemeğinden sonra banyoya giren Şêrkoh, kalp krizinden öldü. Çok üzüldüm, artık ben her şeyimi kaybetmiştim. Derhal Halep’e dönmek istiyordum. 26 Mart 1169’da Fatımi Halifesi, beni Şêrkoh’un yerine vezir atadı. Bu işte gönülsüz olmama rağmen, çok zorluk çekmedim. Çünkü daha önce Şêrkoh için şehrin idaresini ve memurlarını hep ben ayarlamıştım. Ben 32 yaşında, artık küçük Yusuf değildim. Çünkü artık Mısır’ın Veziri Selahattin olmuştum. Ağustos 1169’da kardeşim Turanşah, diğer kardeşlerimi ve Şemsê’yi de alarak, Kahire’ye yanıma geldiler. Burada Şemsê ile evlendim. Şemsê çok güzel bir Kürd kızıydı. Ay gibi yüzünü, yay gibi kaşlarının altındaki mavi gözler süslüyordu. İnce uzun boylu, sarı saçları beline kadar iniyordu. Sanki başından aşağı bal süzülüyordu. Şemsê beni çok mutlu etti. Haziran 1170’te oğlum El Abdal Ali’yi doğurdu. İlk defa baba oldum. Daha sonra çok çocuklarım oldu. Nisan 1170’te babam Eyüp de Kahire’ye geldi. Onu İskenderiye Komutanlığına, kardeşim Turanşah’ı Yukarı Nil Komutanlığına getirdim ve diğer kardeşlerime de Mısır’ın idaresini paylaştırdım. Eylül 1171’de Bağdat’ta Halife El Mustarut öldü, yerine oğlu El Mustazi geçti. Sultan Nurettin’e karşı çıktı. Çünkü Kahire’de hala Abbasilerin siyah bayrağı dalgalanıyordu. 200 yıldan beri, Mısır’da bir Şii Fatımi Halifeliği vardı. . Buradaki Şii Fatımi Halifesine dokunmak istemiyordum.. Ayrıca, beni Vezir yapan da Fatımi Halifesiydi. Sonunda, 14’üncü Fatımi Halifesi hastalandı ve öldü. Önemli bir olay da kendiliğinden çözüldü. Halife öldüğünde 21 yaşındaydı. Arkada 4 dul kadın, 11 erkek ve 4 kız evlat, 152 hizmetçi, muhteşem bir saray ve bir servet bıraktı. Sarayın kütüphanesinde 200 binden fazla kitap vardı. Kasadaki 2 milyon dinarın talan edildiği söylendi. Bu servetin bir kısmını ben aldım ve önemli bir kısmını Sultan Nurettin’e gönderdim. 15 Mayıs 1174’te sultan Nurettin kalp krizinden öldü ve geride sadece 11 yaşındaki oğlu Melik Salih İsmail’i bıraktı. Böylece bana yeni ve çok önemli görevler düşmüştü. Çünkü Araplar bu fırsattan yararlanarak, Şam’ı ele geçirmeye çalışıyorlardı. Ben derhal Şam’a hareket ettim. Böylece Şam yönetimini ele aldım. Suriye’deki bütün kaleleri ele geçirdim. Hatta kısa bir süre önce, Nurettin’in Kılıç Aslandan aldığı Konya’yı, Ermenilerden aldığı Malatya’yı bile ele geçirdim. Sonunda Halife Mustazi, beni Suriye ve Mısırın Sultanı ilan etti. Şubat 1177’de İskenderiye’ye geri döndüm. Oğullarım El Abdal Ali ve El Aziz Utman da yanımdaydı. Çocuklar denizi görünce çok sevindiler. Benim amacım, güçlü bir bahriye oluşturmaktı. Elimizdeki gemileri yenileyip ve yenilerini yapmaktı. Bu iş için, Ürdün Dağlarındaki sonsuz ormanlar, bize istediğimiz kadar ağaç veriyorlardı.
Selahaddin Eyyubi’nin ilme ve sanata karşı çok büyük bir sevgisi vardı. Önceleri bir hükümdar olmayı değil de, bir ilim adamı olmayı düşünmüştü. Selahaddin Eyyubi, alçak gönüllü, iyilik ve yardım sever, dürüst ve mert biriydi. Kısa zamanda kurduğu muazzam devlete ve zaferlere rağmen aslâ gurura kapılmadı. “Ben, hak yolunun bir hizmetçisiyim,” diyerek güzel bir ömür sürdü. Selahaddin Eyyubi, Hicret’in 589. yılında, henüz 57 yaşında iken Şam’da vefat etmiştir. Vasiyeti gereğince kefeni bir mızrağın ucuna takılıp, ölümü halka duyurulmuştur.

Genevieve Chauvel’in ‘Rassembleur de I’Islam’ adlı Fransızca eserinden Türkçe’ye çevirisini Sn. Aydın Dere yapmıştır.

Aydın DERE’nin Facebook sayfasından alıntıdır.

Kürtçenin Lehçe ve Şiveleri

Kategori: Genel | 0

Lehçe/Diyalekt: Bir ana dilin tarihî, siyasî, sosyal, kültürel ve bölgesel sebeplerden dolayı ses, yapı ve söz dizimi özellikleriyle ayrılan koludur.[1] Başka bir ifade ile lehçe; kendi kelime dağarcığı ve grameri olan sözel bir iletişim sistemidir. Lehçeleri aynı topraklarda değil de farklı coğrafyalarda görmek mümkündür.

Şive: Konuşma şekli, aksan olarak da adlandırılabileceği gibi daha ziyade bir dilin bölgesel söyleniş tarzıdır. Keza bir ana dilin içinden çıkmış, tarihte ondan ayrılmış kollarına da bir kısım dilbilimci şive demektedir. Örneğin, Kıpçak şivesi gibi.[2] Şiveler, milletlerin boylarınca kullanılan biçimleridir. Şivelerde dilde ses ve şekil farklılıkları görülür. Şive lehçe gibi dilde aşırı farklılıklar oluşturmaz. Farklı şivelerle söylenmiş sözler anlaşılması yönünden lehçeye göre daha kolaydır. Şivenin sebepleri ise fonetik ve morfolojik, folklorik farklılıklardır.

KÜRTÇENİN LEHÇELERİ

1- Kurmancî (Yukarı Kurmancî); Coğrafik açıdan ve konuşma alanı olarak beş lehçe içinde en geniş alana ve Kürtçenin en yaygın lehçesi olma unvanına sahiptir.[3] Yaklaşık 8-10 milyon kişi tarafından Türkiye, Suriye, Irak, İran ve Ermenistan’da konuşulmaktadır. 1930’lu yıllardan itibaren Kurmancî lehçesi Kürt-Latin alfabesi ile yazılmakta ve şu anda dil genişletme sürecini yaşamaktadır. Ayrıca Cizre’deki Botanî şivesini standart lehçe yapma yönünde çabalar vardır. Bu şive, Celadet Bedirxan tarafından 1920’lerde Kürt grameri üzerine yazılan kitap için temel olarak alınmıştır. Arapça kökenli sözcükler öbür şivelerin ve lehçelerin öz Kürtçe karşılıklarıyla değiştirilmeye de gayret ediliyor.[4] Türkiye’de bu lehçe için ağırlıklı olarak Kurmancî denir. Zazalar ise, Kırdaski/Kırdaşki derken, Irak’ta Behdînî, İran’da ise Şikakî denilmektedir.

Kurmancî Lehçesinin Başlıca Şiveleri:

a- Serhedî: Kafkas Kürdistan’ından başlayarak güneydeki Şikak bölgesine kadar, Kars, Ağrı, Erzurum, Muş ve Van yöresinde konuşulur.

b- Şikakî: Urmiye gölü, Gewer (Yüksekova), Elbak (Başkale) ve Şemzînan (Şemdinli)-Navşar yöresinde konuşulur.

c- Hekarî: Şırnak’ın güneyinden başlayıp Hakkari ili sınırları içinde kalan Kürtler tarafından konuşulur.

d- Botanî: Zaxo´nun kuzeyinden başlayarak Suriye Türkiye sınırlarının kesiştiği alandan Cizre, Şırnak ve Eruh’u içine alacak biçimde Van Gölü’nün güneyinden Bitlis, Siirt, Batman ve Mardin illerinin doğu yörelerini içine alır.

e- Bahdînî: Zaxo, Amedîye, Akrê, Zêbar yöreleri ile Duhok’ta konuşulur.

f- Sincarî: Sincar Dağı ve Şêxan yöresi Kürtlerinin konuştuğu şivedir.

g- Silîvî (Kîkî-Milî): Diyarbekır, Elazığ, Mardin yöreleri ile Fırat’ın doğu yakasında kalan kesimde konuşulur. Bunların dışında; Cudikanî, Urfî, Kocerî, Cezirî, Akrî, Surçî, Koçanî, Erzuromî, Bircandî, Elburzî, Herkî ve Berferatî gibi şiveleri de mevcuttur.

2- Soranî (Aşağı Kurmancî, Babanî): Bu lehçe İran ve Irak Kürtleri tarafından konuşulmaktadır. Soran, aslında bir coğrafik terim ve Baban Beyliği’nden dolayı da eskiden bu lehçeye Babanî deniliyordu. Soranî yazımında çoğunlukla Arap alfabesi kullanılır. Son zamanlarda ise Kürt-Latin alfabesine geçme teşebbüsleri de olmuştur. Bu lehçede yazılı kaynak nispeten çoktur. Günümüzde Soranî, Kurmancî için saf sözcük türetme kaynağı olarak görülmektedir.

Soranî Lehçesinin Başlıca Şiveleri:

a- Silêmanî-Babanî: Süleymaniye, Kerkük, Kıfrî, Qeretepe, Tuz-Siwan yöreleri ile Xaneqîn’in bazı köylerinde konuşulur.

b- Mukrî: Şıno, Nexede, Mêraxe, Mîyanduaw, Sahindij, Saqiz, Bukan, Banê ve Serdeşt Kürtlerinin konuştuğu lehçedir.

c- Sineyî/ Senendejî: İran-Sine (Senendec), Bicar, Kengewer, Rewanser ile Ciwanro’nun kuzey yörelerinde konuşulur.

d-Germîyanî: Xaneqîn civarındaki bazı köylerde konuşulur. Ayrıca konuşma alanı az da olsa Erbîlî, Pişdarî, Kerkukî, Xaneqînî, Kuşnavî, Bingirdî, Garrusî, Erdelanî, Varmava ve Cafî gibi şiveler de vardır.

3- Lorî (Güney Kürtçe): Lorî, sadece İran’ın batısındaki Kürtlerce kullanılmakta olup Kurmancî ve Soranî ile birlikte Lorî jenetik Kürt dil grubunu oluşturmaktadır. Lorîceyi konuşanlar genelde Şia Kürtlerdir. Melayir, Kırmanşah, Qesrî Şirin’den başlayarak Basra’ya kadar uzanan bölgede hâkimdir.

Lorî Lehçesinin Başlıca Şiveleri:

a- Xaneqînî

b- Asıl Lurî ya da Feylî

c- Kırmanşanî

d- Lekî

e- Kelhurî

f- Perewendî

g- Qulgayeyî gibi şivelerdir.

4- Goranî (Hewramî): Goranî sözcüğü aslında “deyiş” anlamında, Hewreman sözcüğü de bir coğrafik isimdir. Bağdat-Kırmanşah arasındaki dağlık bölgeden Hewraman’a doğru Pawehve Kedule yöresi ve Musul’un doğu ve kuzeyinde yani İran ve Irak sınırlarının kesiştiği bölgelerde konuşulur.

Goranî Lehçesinin Başlıca Şiveleri:

a- Hewramî: Şirwan Çayı’nın üst tarafındaki Hewraman yöresi Kürtleri konuşur.

b- Bacelanî: Zengene ve Şebek yörelerindeki Kürtler bu şiveyi konuşur. Bunlarla birlikte Gehwareyî, Kenduleyî, Bêwenîcî, Rijabî, Seyîdî ve Zerdeyî gibi şiveleri de yine İran-Irak sınırlarının Goranların yerleşik olduğu mıntıkada, bazı köylerde konuşulmaktadır.

5- Kırdkî (Zazakî): Dımılkî ve Kırmanckî de denilen bu lehçe, Erzincan, Sivas, Adıyaman’ın Gerger ilçesinde, Urfa’nın Siverek ilçesinde, Diyarbekır’ın Çermik, Çüngüş, Pîran (Dicle), Hani, Lice, Hazro, Kulp ve Çınar ilçelerinde, Siirt’in Baykan ilçesinde, Batman’ın Kozluk ve Sason ilçelerinde, Bitlis’in Mutki ilçesinde, Muş’un Varto ilçesinde, Erzurum’un Hınıs ve Tekman ilçelerinde, Tunceli’inin Pülümür, Nazimiye, Ovacık, Hozat ve Çemişkezek ilçelerinde, Elazığ merkez ile Maden, Palu, Karakoçan, Kovancılar, Sivrice, Alacakaya, Arıcak ilçelerinde, Bingöl merkez ile bütün ilçelerinde konuşulur. Alevi Kürt kesimi kendilerine Kırmanc, lehçelerine de Kırmanckî derken Çermik, Gerger ve Siverek’tekiler kendilerine Dımılî lehçelerine Dımılkî; Sason, Kozluk ile Mutki’dekiler kendilerini Dımbılî, lehçelerini de Dımbılkî; Diyarbakır ile Bingöl’dekiler ise kendilerini Kırd, lehçelerini de Kırdkî olarak tanımlamaktadırlar.

Dımılî/ Dımbilî ile Zaza sözcükleri aşiret isimleridir. Ziya Gökalp, Zaza isminin Türklerin Dımılîlere verdiği bir isim olduğunu söylemektedir.[5] Dolayısıyla aslında Zazaca diye bir lehçe bulunmamakta ve olsa olsa var olan Kırdkî veya diğer adıyla Dımılkî lehçesinin değiştirilmiş adıdır. Birçok dilbilimci örneğin F. Heme ve Dr. Fuad’a Zazacayı, Goranî lehçesinin bir şivesi sayarlar.

Kırdî (Zazakî) Lehçesinin Başlıca Şiveleri:

a-Dersim Şivesi: Dersim-Tunceli, Erzincan, Sivas, Muş, Erzurum dolaylarında Alevi Kürtler tarafından konuşulur.

b- Dersim Dışı Şivesi: Varto hariç Dersim dışında kalan diğer Kürtler tarafından konuşulur.

6- Şêxbizeynî Kürtçesi: Şêxbizeynî Kürtleri, Kırmanşah, Kerkük, Xaneqîn ve Süleymaniye kökenlidirler. Ancak önemli bir nüfusları şu an Orta Anadolu’da yaşamaktadırlar. Şêxbizeynî Kürtleri, 1514 Çaldıran savaşından sonra Kerkük ve Süleymaniye’den Anadolu’ya gelmişlerdir. Çaldıran Savaşındaki başarılarından dolayı Anadolu vilayetleri ve Haymana yaylası kendilerine hediye olarak verilmiş, vergi ve askerlikten muaf tutulmuşlardır. Aşiret kendi içerisinde Kerkükî, Lekî, Lurî, Kelatî, Xewendî, Jirikî, Kuseyî, Silênî, Çelî ve Palanî gibi kollara ayrılırlar. Şêxbizeyîler başta Ankara’nın Haymana, Bala, Polatlı ilçeleri olmak üzere, Konya, Kayseri, Akhisar, Kırşehir, Niğde, Yozgat ve diğer doğu illerinde de yaşarlar.[6]


[1] – http://www.tdk.gov.tr/…376734bed947cde&kelime=lehçe

[2] – http://www.tdk.gov.tr/ =şive, — http://www.msxlabs.org/forum/edebiyat/264800-sive-nediir?

[3] – Kurdish, Northern, Ethnologue. / Joyce Blau, Paris Kürt Enstitüsü

[4] – http://tr.wikipedia.or// http://www.faqs.org/minorities/Middle-East-and-North-Africa/ Kurds. html

[5] – https://www.facebook.com/zazaki.kirmancki?

[6]- http://www.mezopotamya.gen.tr/kultur/kurtce-en-az-1500-yasinda-h943.html

 

Kaynak: Zazaki.net (M. Şerif YÜKSEL)

Gotınen Xweş (Güzel Sözler)

Kategori: Genel | 0
  • 30000 yıllık geçmişini bilmeyen insan, günü birlik yaşayan insandır: Gothe

-Mücadele eden yenilgiye uğrayabilir, ancak mücadele etmeyen zaten yenilmişti: Bertolt Brecht

  • Yaraların benden önce vardı, ben onları bedenimde taşımak için doğmuşum: Joe Boesquet (Fıransız Şair)
  • Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır: Bediüzzaman Said’e Kürdi
  • Allah’ı tanıyan ve itaat eden, zindanda da olsa bahtiyardır. O’nu unutan, sarayda da olsa zindandadır, bedbahttır.
    Bediüzzaman Said’e Kürdi
  • Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahatını isterseniz; meşrû dairedeki keyfe iktifa ediniz. O, keyfinize kâfidir.
    Bediüzzaman Said’e Kürdi
  • İnanç yaşamın gücüdür. Gothe
  • Hoşgörü, her türlü güçte ve yetenekte kendini gösteren barışın tek sağlayıcısıdır. Gothe
  • Ana baba iyi terbiye almışlarsa, çocuklar da terbiyeli olur.
    Gothe
  • Sırlarını ona buna açıyorsan başına gelecek zilletlere razı ol. Hz. Ali
  • Söz sizin ağzınızda olduğu sürece, söz sizin esiriniz, söz ağzınızdan çıktıktan sonra siz sözünüzün esiri olursunuz. Hz. Ali
  • Sana niçin yaptığını sorduklarında utanacağın ve yalanlamaya kalkacağın işleri yapmaktan çekin. Hz. Ali
  • İlim hiçbir servet ile satın alınmaz. Onun içindir ki, bir cahil ne derecede zengin olursa olsun, en fakir bir âlim ile mukayese olunmaz.
    Hz. Ali
  • İlim servetten üstündür. Çünkü serveti sen korursun; oysa ilim seni korur. Hz. Ali
  • Gören göze karanlık perde olamaz; görmek istemeyen göze ışık ne yapsın. Hz. Ali
  • “Ortadoğu kültürünün temellerini Pers kültürü, Pers kültürünün temellerini de Kürt kültürü oluşturur”. Ali Şeriati

 

Ciroka Siyabend ü Xece; Kürtçe

Kategori: Genel | 0

Her bedena ki diqelibî parçeyek bu ji dilê wanê li paş mabûn. Agir kete dilê dayîk û bavan. Bu şîn, bu girî. . . . Te dıgot qey avên rubara bi zêbarên paşve diçe. . . Sîyabend li mêrxasê Silîva ku demekê li erdê dirêj man nêrî. Dilê wî êdî li ser mêrxasê li erdê dirêj bibûn di şewitî. . . Gîhaşte cem wan, bi çîpê her yekî girt û ew kişandi ser diraxê zibil, pişt re got: “ Her şev hun mêvanê apê min bûn, naha jî hun mêvanê mın nın. “ 
Şeş roj derbas bu. Meytên mêrxasa li ser diraxê zibil hîn dirêj kirî disekinî. Ji gûnd ne kes dihate, nejî diçu. Sîyabend êdî îdare nekir û got: 
Hê erd, hê ezman, hê Xwedê 
Ez bi qûrbana webim 
Dê û bavê wan bihatina 
Evana bibine malê 
Bi şûştana, kefenê wan li wan kira 
û bin ax bikirana 
Belkî başî û xerabîya min 
Deqe deq here. 
Sîyabend bi gotinan dengê xwe gîhande gûndîyan. Ji gûnd dayîkên bi êş û bavên kûçik vemirî hatin. her kesî meytê lawê xwe stend. Di nava zêbarên bukê cîwan, Keçên bi evîn û dayîkên bi keser birin malê wan. Mirîyên xweyî mêrxas şûştin û bi ax kirin. Li dawîyê hew êşa dila ma. . . 
Dibêjin xebera bi êş zu tê bihîstin. Wilo jî bu. Zêbarên li pey mêrxasên Silîva bilind dibu dora çîyan di pêça û mîna bayên bi keder li ser deştan gobilîn gîhaşt dîyarni din. Dibêjin ku ji gûndekî din xortek bi keçek Silîvî re dergîstî bu. Wî jî bihîsti bu tiştên ki Sîyabend kiri bu. Vaya gerek bê ceza nemaya. Rojekê li mehîna xwe siwar bu, ji gûnd derket kete rê. Bu ba û çîya derbaskir hate Silîva li ber mala dergîstîya xwe sekinî. pirsî, tiştên bibu carek din jî gohdar kir. Pişt re got: “ Ji min re bêjin, mala Sîyabend li kû derêye. “ jêre gotin û mala Sîyabend pê nîşandan. . . Mêrxasê bi dergîstî berê xwe da mala gûrî. . . 
Di destekî wîde rima çil kertik, di destê din jî de dezgînê hespê hebu û di pîyê wîde mertalek rengê wê sor. Şurê wîyî lîyaqî mêrxasîya wî, di kêleka mehînê berbi erdê re dişiqitî. . . Mêrxas, bi wan nêrînê çavê xweyî reş ku gelek dil hêsîr stendibu li dora xwe dinihêrî. Di dawîyêde ew dîti. 
Sîyabend, li ser zinarekê runiştibu. Di nava kincê xweyî pertolî, di germahîya rojê serê xwe dixûrand. Ji bahoza nêzîk dibu û ji bobelata ewê bihate serî bê xeber. Mêrxasê bi dergîstî pahnî yek li mehîna xwe xist û berbi Sîyabend ve ajot. Dergîstîya xortê mêrxas li pey wî di nava xwêdanê de direvîya. Ji Sîyabend ditirsîya. Ji ber ku hezdikir jî dilê Wê dişewitî. Bang li dergîstîyê xwe kir û got: 
Hê mêrxasê min 
Ewê ku tû dibîni Sîyabende 
Berdêlî hezar û heftsed mêrxasîyî 
Eger tû bi wîre bikeve li hevxistinê 
Zanibe ku 
Carek din tû nikare dergîstîya xwe bibîne. 
Mêrxasê ki dengê dergîstîya xwe bihîst gûh neda lavakirinê wê. Pahnîyek din jî li mehîna xwe xist. Hespa xwe hîn bi xişmek din berbi Sîyabend ve ajot. Nêzîkwî bu û hespa xwe li paş Sîyabend ve da sekinandin. Serê rima xweyî çil kertik sparte pişta Sîyabend. Sîyabend bi rakirina serê xwe û bi zîvirandina paş, çi bibîne! Sûwarekî mêrxas ku hatîye xezebê li paş wî sekinîye. Sîyabend ji cîhê xwe pengizî, bi destekî xwe dada simê hêştirê, bi destê dinê ve jî bi rima di destê siwarîde zeliqî û siwarî ber bi xwe ve kişand. Penahî xwedê bu û çikas hêza ji erd û ezmana stendibu hebu bi wê hêzê simê hêştirê bi tenîşta mêrxas ve danî. Bi wê derba ku li mêrxas ket, te digot qey zinar helîya û dar hişk bu. 
Mêrxasê bi dergîstîJi ser mehînê qelibî erdê, bu weke masîyê ji avê derkeve perpitî û di cîhê xwede hedimî. Sîyabend gûh neda mehîna nazdar ku çavê wê tije êş û li siwarê xwe dinihêrî. Bi dezgînê wê girt û ji bedena mêrxasê mîna gûlîyên çavdarê li erdê dirêj bibu ew dur xist. Pişt re mêrxas tazî kir, kincê wîyî xweşik wî li xwe kir. Şur mertalê û rima mêrxas rahiştê xist destê xwe û ji mehînê re bu siwarî. Dure mehîn ajot. Dû, sê cara li dora mêrxasê li erdê dirêj bibu zîvirî. Mehîn hat li nêzîkî mêrxasê dergîstî ku li erdê dirêj bibu sekinî. Bi serê rimê ew tamda û got: “ Bêje, ew kincana li wê bejn û balê bimbarekbe. Bêje. “ Mêrxasê dergîstî bersivda: “ Ew kincana, ew şur, ew rim û ew mehîn ancax lîyaqî wê bejn û balê be. “ û dure pêvekir: “ Gotinê dergîstîya min ji minre got pêk hatin. Ax Sîyabend parsuyêmin ji dderba teyî simê hêştirê te zanîba çiqas dêşe. . . ” Sîyabend li mêrxasê dergîstî nêrî: 
Bira tû dergîstîye 
Hadê rabe ser nigê xwe 
Kincê xwe li xweke, rima xwe rehlê 
Şurê xwe girêde 
Li mehîna xwe siwarê vegere mala xwe 
Dergîstîya te bila li te bimbarekbe 
Belkî başî û xerabîya min 
Deqe deq here 
Mêrxasê dergîstî di nava êşa ji cîhê xwe rabu, kincê xwe li xwe kir, şurê xwe, mertalê xwe û rimê xwe rahiştê li mehîna xwe siwarbu û got: “ Ez ketime bextê te Sîyabend. Xenzurê min got tû Sîyabend bi sax û selamet bîne vê dera, ezê jî dergîstîya te jji tera yar kim û ez tû tiştekî jî ji te naxwazim. Ezê wê bê qelen bidim te. “ Pişt re bi bergerandin nêrî û pêvekir. “ Sîyabend ez bi qûrbana te bim bi minre were malê, ez jî bigêm miradê xwe. “ 
“ Sîyabend qet nefikirî û çavê wî bi sî jî nebu, ji mêrxasê dergîstîre got: “ Hadê bira, wê çaxê ezê bi dezgînê mehîna te bigirim û te bibim mala dergîstîyate. Belkî başî û xerabîya min deqe deq here. “ Sîyabend dezgînê mehînê stend destê xwe û mîna ki xûlamê mêrxasê dergîstîbe bi dîmenek xerîb berê xwe zîvirand mal û çun. . . Gûhên gûndîyên Silîva ku ji her tiqînîyê û ji her leqînîyê hestyar bu, ji malên xwe rijîyan derve. Derketin ser bana. Ji nava wan gelekan hişk bi çoyên xwe girtin bi hevra berbi Sîyabend û mêrxas ve meşîyan “ Em Sîyabend bikûjin, bibin baranek û xwînê rijîyayî jî bişon. Em paqij bikin reşîya li enî ya xwe. Em rakin heyfa xwe ji ruyê erdê. “ Gotin û dora Sîyabend pêçan. . . 
Apê Sîyabend Miho li der dora xwe nêrî, li tiştekî wek dara digerîya. Pişt re dada mîrkûtê cûrn û ew jî hat û got: “ Ezê Sîyabend bikûjim, heyfa gel ezê bistînim. . . ” Amojina Sîyabend di pey mêrê xwede bi qîrîn dihate. . . Kêlî yek bu, dezgînê mehînê ji destê Sîyabend filitî. Mêrxasê dergîstî berê mehînê zîvirand rastî mala dergîstîya xwe û hespa xwe ajot. Ji wê derê revîya. . . Apê Sîyabend ew zeft kir û bi mîrkûtê cûrn şîmaqek bi hêz bi pişta wîve danî. Amojina Sîyabend êddî îdare nekir, hat kete nava Sîyabend û apê wî. Xwe ji Sîyabend re kire çeper. Jin û mêrên gûnd ku dest bi ço mîna ku çavên wan firyabe derve temaşe dikirin. Amojina Sîyabend ji mêrê xweyî bi hêrs re got: “ Tû zilamê mine, lê belê gohdar bike. Ji tera dibêjim. Bi evîna xwedayê şev û rojan, eger niha destê te bi Sîyabend bive li mal êdî ez tû jintî yê ji tera nakim. ” Piştî gotinê amojina Sîyabend apê wî hinekî paşve çu. Bi şaşwazî li jina xwe, dure jî li mirovê qefilî sekinîbu nêrî. Amojina Sîyabend berdewamkir: “ Hemu mirovên li vir lava dikin, ji xwedêre, xwedêyo dibên tû lawekî anjî birazîyakî wilo mêrxas bide mejî. Xwedê birazîyakî wekî Sîyabend ku li himber xelkê em pê serbilindin û derdikevin nava civata nesîbî te kirîyê tûjî dibêje ezê bikûjim. Binêre tû bi mîrkûtê cûrn jî lê dide ew dîsa jî ji tera deng nake. . . ” Sîyabend, ji nava mirovên li dora apê wî sekinî bûn mîna bifire filitî û berbi mala xwe ve revîya. Hate mala xweyî li ser diraxê zibil û wê şevê di nava ramanan de rakete. . . 
-13- 
Sibeh bu. Ji hilatina rojêre pir nemabu. Sîyabend berîya ku roj derkeve şîyar bu ji mala xwe derket derve û berbi çîyanve nêrî. Pişt re vegerîya ser roja ku ronahîya wê li wî dixist nêrî. Destê xwe rakir jor ji rojê û ji çîyan. . . Dure runişt û xweda ber ronahîya rojê: 
Hêy felek 
Te ez bê dayîk û bê bav xistim 
Yek car tû bidîya 
Minê konê te belavbikira. 
Ezê deşt, rubar û çîyan derbasbikim 
Bivînim konê teyî li bilindahîyê 
Bi derketina rojê re wekî Sîyabend, gûndî jî şîyar bibûn. Deh cotkaran kelumelên xweyî cot amade dikirin. Piştî amadeyî yê xwe qedandin, ji malên xwe derketin, ketin rê lewre ax û kar li bendawan bu. Cotkaran di nava xwede bi peyvandin hêdî hêdî dimeşîyan û gîhaştin ber mala Sîyabend. Ji nava wan yekî ji hevalê xwere got: “ Tirsa Sîyabend ji dilê min dernakeve. Wer xwîyaye ku heta em saxbin jî ji dilê me dernayê. “ 
Sîyabend dengê dihate bîhîst, rabu ser xwe û berê xwe da wan. Deh cotkar ji tirsa di cîhê xweda qefilî man. Sîyabend got: 
Bila rehm bikeve dilê we 
Hêy cotkarno 
Binêrin tazî me ez 
Li pêxwas û ser vekirîme 
Yekî we gomleg bide min, yekî we derpî 
Yekî we gore bide min, yekî we kûmik 
Yekî we nuh bide, yekî we kevn 
Ez xatir ji we bixwazim û herim 
Carek din jî hun min li vir nabînin. 
Cotkaran ji gotinên Sîyabend bawer nekirin, lê dîsa jî ji tirsa kincên xwe ji xwe kirin û dan Sîyabend. Sîyabend kinc li xwekir û xatir ji wan xwest. Berê xwe da welatê xerîbîyê, bêkesyê û nezanîyê. Belkî felegê bibîne û hesêb jê bipirse, ji ber ku ew bê dayîk û bê bav hiştibu. 
-14- 
Sîyabend piştî demekê gîhaşte derdora çîyayê Sîpan. Rêya wî kete gûndakî. malek hebu. Qesr bu, qonax bu ne dîyar bu. Di nava malê gûnd bi hişmeta xwe li çav diket. Ev qesra Hesen axa bu. Hesen axa li pêşîya deryê qesra xwe li ser kûrsîyakê runiştibu. Çil koleyê wî jî li dorê bu, bê deng li benda emrê bûn. Hesen axa Sîyabend dema di ber deryê wîde derbasbu dît. Li meşa wî nêrî û ma. Mirovekî wilo hêzdar û behredar li dinyê nahatibu dîtin. Hesen axa bang li koleyekî xwe kir û got: “ Heri ji vî mirovê derbas dibe bêji bila were, derdê wî çîye bila bibêje. ” Kole çu bang li Sîyabend kir. Sîyabend hat li pêşîya Hesen axa sekinî. Hesen axa jêre got: “ Xorto, te hişê min gelek sitendi. Karê xwe ji minre bêje, çîye karê te. ” Sîyabend got: “ Tû çi karî ji minre bêje ezê wî ji xwere kar bizanim, minê ew kara dîtibe. ” 
Hesen axa pirsî:”Lawo tê hesinkarîyê bike?” 
Sîyabend got:”Na” 
Pirsî:”Lawo tê sefercîtîyê bike” 
Got:”Na” 
Pirsî:”Tê xeratîyê bike” 
Got:”Na” 
Pirsî:”Lawo tû dibêje kî çi karbe ji minre dibe” 
Got:”Erê, tû çi karî bêje ji minre dibe” 
Pirsî:”Tê gavantîyê bike” 
Got:”Na” 
Pirsî:”Şivantîya golika ji tera dibe” 
Got:”Na” 
Pirsî:”Tê şivantîya qaz’a bike” 
Got:”Na” 
Hesen axa got:”êêê Lawo tû dibêje ez kanim hemu karan bikim. Hela tû karê xwe bibêje bila bi gotina tebe” 
Sîyabend bersivda:”Ez karê xwe ji tera bibêjim, bilas çil kolê te şad bibin. Tû min bibe berebrekî porê min rast bike. Bibe hemamekê min bişo. Min bibe terzîyakî kincên mîna ê xwe ji minre bide dirutandin. Dure odeyekê li qesra xwe ji min re raxe û nivînekî xweşik lê dayne. Bila doşeg, lihêf û balîfa min ji perê qazê spî be. Dema ku qehwecî yên te qehwe gerandin bila ya ewil bidine min û bila tû kes bi dilê min û te nizanibe; veşarîya me bila yek be. û gotina minî dawî yê ji tera. Eger barê min ji tera giran tê û bi wî awayî tû nikaribe ji bin rabe, min berde ez herim rêya xwe. . . 
Hesen axa ewil kur kur fikirî. Pişt re ji Sîyabend re got:” Lawo kesî van xwestinîyê te ji tû kesîra peyda nekirine. Lê belê ezê van xwestinîyê te hemu yan bi cîh bînim. ” 
Hesen axa karê Sîyabend hemu bi destê xwe çareser kir. Ew bir berber, porê wî rast kir. Bir hemamê ew şûşt. Kincên mîna ê xwe da ddirutandin û li wî kir. . . Sîyabend ketibu halekî din ku kesî ew naznedikir. 
Hesen axa li mala xwe ode ya herî xweşik ji boyê Sîyabend da raxistin. Doşeg, lihêf û balîfa ji perê qazên spî da amadekirin. . . 
Sîyabend dema ku hertişt qedîya, bu wekî ji nuve hatibe dinyê. Kete odê û îstirhet kir. Qehwecî yê Hesen axa sibehê gava ku qehwe digerand, qehwa ewil dibire ji Sîyabend ra. . . 
-15- 
Dibêjin ku ji rojan rojekê, Sîyabend li ber devê derîyê qesrê li ser sendelîyakê runiştibu, û li keça Hesen axa Gûlperî ku xwe kilomilo dikir û diçu ser kanîyê dinihêrî. Gûlperî bi xweşik bûna xwe mîna hebek berfê bu ku li serê çîya spîdikir. 
Dilê Sîyabend bu hezar dil û eşqî wê bu. Dibêjin ku, Gûlperî gûmgûm ê xwe tije kiribu û rast dihate malê. 
Sîyabend:”Hela ez bangli wê kim, eger hinek av bide min, tê wê wateyê ku ew jî eşqî mine. ” Di hişê xwe derbaskir û got: 
Oy Gûlperî oyy 
Dilê min di ba de 
Ez li binê tavê tî bum 
Bila dilê te hinek dilşewatî bikevê 
Tasek ava kanîyê bide min. 
Gûlperî bi hêrs bersivda:”Of Sîyabend of. Mêşên li dora serê te digerin rê nadin ku ez biçim malê. ” 
Sîyabend, hêdîka û bi hêrs ji cîhê xwe rabu. Bi destê xweyî çepê bi pêsîra gûlperî girt, bi destê rastê jî rahişte simê hêştira xwe. û bi hêza erd û ezmana yek li tenîşta Gûlperî ve danî. Gûlperî bê derman ket û li erdê diperpitî. Qîrîna wê gîhaşt dayîk û bavê wê. Bavê wê ji qesrrê derkete derve. Bi hêza xweda dabuyê şîmaqek bi Sîyabend ve dada. Sîyabend:” Bu yek bila nebe dûdû. Ez vê şîmaqê didim xatirê vê malê. ” Got û vegerîya oda xwe. 
Di vê navberêde Hesen axa bang li qehwecîyê xwe kir û emir dayê:” Qehwecî lawo, êdî bese. Gava ku te qehwe li temama odeyan belavkir şunde bibe ji Sîyabend ra. ” 
Deng gîhaşt Sîyabend jî. Tiştên ku Hesen axa got wîjî bihîst. Simîtir ji ber ku qehwe ewil nihate ji wî re, Sîyabend got:” Hêy lawikê qehwecî, qet bi bîrate nayê, di wê roja bi tav min û Hesen axa di nava mirovande bazarî kir. ” 
Sîyabend çilo ku simê hêştirê girt bi hêz yek di nava enîya lawikê qehwecî ve danî. Xwîn û qehwe kete neve hev û bi ser Hesen axa de rijîya. Hesen axa bê çare ji qehwecîre got:” Lawo ji vê rojê pêde dîsa qehwa ewil bibe ji Sîyabend re. . . 
-16- 
Ji rojan rojek bu. Bi hilatina rojê re deng ji çîyan dihate. Qîrîn, hawar û nalînên bi êş. 
Sîyabend bang li qehwecî kir û pirsî:” Ev qîrîn, ev hawar û ev nalîn çîye. ” Qehwecî got:” Ew birebira ya bazirganaye, ew qîrîn û nalîn jî ya gelli. Wana bazirganê devletêne, tûcarên şêlînkerin. ” 
Sîyabend ji qehwecîre got: “ Hadê rabe, hespa Hesen axa Deybilqiran ji tewlê derxe û ji boyê min amade bike. ” 
Qehwecî bazda çu deybilkqiran ji tewlê derxist û amade kir. Sîyabend jî mîna pêlewanekî xwe girêda, rahişt simê xwe û xencera xwe, li hespê siwar bu û ji qehwecîre got:” Hadê qehwecî derbasî pêş be. ” Qehwecî kete pêş û meşîyan. Sîyabend mîna dîna hespa xwe dajot, li pêy qehwecîyê bazdida. Gellekî rê çun. Gîhaştibûn cîhê ku dixwestin bigihêjinê. Sîyabend ji hespa xwe daket û bi wî halê xweyê betilî ji qehwecîre rê pirsî û dure jêre got:” Niha ezê te bi vê darê ve girêdim. Eger ez bimirim, tê jî li vêdera bimiri; lê belê ez vegerim emê bi hevra bizîvirin malê. ” Sîyabend dîsa li hespa xwe siwar bu, gîhaşt derbasokek di nava çîyan. Li ser rê sekinî ma. Ji jêrda kerwanek dihate. Sîyabend pêşîya karwan girt û rê birî, nehişte derbas bibe. Dibêjin ku serbazirganê devletê li ser hespek enî û sêh nigê wê spî siwar bibu. 
Serbazirgan hat li ber Sîyabend sekinî. Dît ku ê li devê rê sekinîye mêrxasekî hatîye xezebêyi. Hêy siwaro got:” Eger tû ji boyê bexşîşa rê hatibe em qantira pêşî, ortê û ya dawî yê bidin te. Barê wana wergî û xeraca ji hezaran gûnda hatîye hevdan e. ” 
Sîyabend ji serbazirganre got:” Were em şêlîna te li hev par bikin û min birayê mezin bizanibe, donzdeh barê qantirê din jî bide ser para min. An na embi tera derkevin ser girekî û mîna dû gûrê har ji hevra bizurin. ” 
Li hev nekirin. Sebazirgan bi hêz û mêrxasîya xweyî hebu hat û li ser hespan ketin nava hev. Sîyabend mîna qertelê reş noqbu û bi hêza erd û ezmana simek bi tenîşta serbazirgan ve danî. Sebazirgan ji ser pişta hespê kete xwarê. Sîyabend jî ji hespa xwe daket û bi zerpek kêrê serê sebazirgan ji laşê wî veqetand. . . Bang li hemu karwancîya kir û got: “ Karwancîno bila herkes ji qantirê bi bar dû heba ji xwera bistîne. ” Karwancîya piştî hilbijartina dû qantirê bi bar gotin:” Vaye katibê serbazirgan jî bi merayi û ew nîşanî Sîyabend dan. ” Katibê serbazirgan destê xwe vekir pêş û got:” Min nekûje. Ez soza xwedê didim te eger roj were tû bizewice mesrefê teyî dawetê ezê pêşwazî bikim. Dikana min jî li Elcewazê ye. . . ” Dure li ser kaxizekê nav û cîhê xwe nivîsand û da Sîyabend. 
Sîyabend piştî ku herkê dû qantirê bi bar dikete para herkesî da wan, qantirê mayî da ber xwe û berî da mal. Dema ku gîhaşt cem qehwecî, rebenê xwedê hîna wilo bi darê ve girêdayî bu. Sîyabend ew ji darê vekir, qehwecî li hespa serbazirgan kir û ketin rê. Piştî demekê gîhaştin qonaxê û bi qantira ketin hewşa Hesen axa. 
Hesen axa nêrî ku gelek tiştên ne baş dibin, tirsîya. Ji tirsa simêlê wî daliqî, serê simêlê wî yên tujik ket ser lêvê wî. . . 
Sîyabend ji hespa xwe daket, berê xwe da odê û raket. . . 
-17- 
Hesen axa zilamin xweyî baqil li mala xwe civand û ji wan re got:” Ji niha û pêde dibeku em ji van deran bar bikin. Mîna ku tiştên Sîyabend kirine min qet li dinyê nedîtîye. Ewê qedera me çawa bibe ez jî nizanim. Sîyabend ewê hîn çi bîne serê me ez texmîn jî nakim. ” Şêwêrmendên Hesen axa gotin:” Dilê wî ketibu keça te Gûlperî. Keça xwe bişîni cem wî bila dilê Sîyabend bistîne. Belkî jî bibe zava yê te. Serêteyê rehet bibe û vê demê tê ji tirsa xwe xelas bibe. ” Tiştên hate gotin kete serê Hesen axa. Bang li keça xwe Gûlperî kiru jêre got:”Li min gohdar bike. ” Xwe bixwemlîne û bikeve oda Sîyabend. Xwe rê bidê. Hela bê ewê çer bibe. 
Gûlperî deng nekir, tû tişt ji bavê xwera negot. Xwe girêda û xemiland, hêdî hêdî bi nazdarî mîna sîyekê berbi odeya Sîyabend ve meşîya û got: 
Hêy Sîyabend 
Dilê min di ba de 
Kerem bike derîyê odeya xwe veke 
Dilê te çilo min dixwaze 
Yê min jî te wilo dixwaze 
Were em bi hevra bikevin 
Nava kêf û xweşîya dinyê 
Sîyabend bersiv da: 
Ne başî dîsa dikeve dilê min 
Bila bavê te ji xwera neke derd 
û xeyal neke 
êdî ez û tû xwişk û birani 
Dengê Sîyabend gîhaşt Hesen axa jî. Gûlperî paşde vegerîya cem bavê xwe û jêre got:” Ji derddê vî zalimî li çîyayê Sîpan êdî ji mera xelasî tûne. ” 
-18- 
Roja din Sîyabend çawa ku ji xew şîyarbu, bang li qehwecî kir û got:” Lawikê qehwecî zu were vir. Min îşev xewnek dît. Di xewnê de min qetranreş dît û me destê biratîyê dirêjî hev kir. Here ji Hesen axa re bibêje ez van tiştnan ji wî dixwazim; hespa serbazirgan ku malê mine, hespa wî ku bexşîşa mine û dû qat kinc ji min û qetranreş re bila amade bike. Bila heqîba me jî tije bike. Min gelek barê qantira ji wî re anî û bila heqê nan û ava xwe li min helal bike. ” Qehwecî di hilmekêde gîhaşt cem Hesen axa û xwestinîyê Sîyabend jêre rêz kir. Hesen axa ji kêfa dika bifirîya, di dilê xweda got:” Xwedêyo şikûr ji tera, bi ser rehetî em dikin ji wê belayê xelas bibin. Hesen axa hema zu zu li her hespekê heqîbek tije zêr barkir, ji boyê Sîyabend û qetranreş jî dû kincên hîn nihatibu li xwekirin danî ser heqîbê. . . 
Sîyabend kincê xwe li xwekir, dure hate nava civatê û çu destêê Hesen axa maç kir, xatir ji ên li wêr jî xwest û ji odeyê derket; li deybilqiran siwarbu ji boyê qetranreş jî hespa enî û sêh nigê wê spî stend û derkete rê, berê xwe da oxir û ronahîyê, pişta xwe jî da bobelatîu tarîyê. . . 
-19- 
Dibêjin ku ji rojan rojekê, ruyê erdê nîv mîtro berf girtibu. Sîyabend hînjî di rêde bu. 
Reşayîyek weke li ber çavê Sîyabend xwîyabibu, hat nêrî lê belê tû kes nedît. Yek carek din jî li ser pişta hespê zîvirî. Di ajotinekê de gava nigê hespê ê pêş bi erdê bu deh tivîlk ji erdê rabûn û firîya ezmana. Pişt re ji binê berfê zilamek derket. Zilam şilupil û şuttazî bu. Şujinek di piştê de noqandî wilo sekinî bu. Zilam got: 
Hê siwaro hêy 
Dilê min di ba de 
Heft malê vî gûndî heye 
Ji tirsa min mîhê xwe giş 
Li malekê civandin 
Ez nahêlim ku garanê xwe 
Ji gomê daxin ser avê 
Ji boyê xatirê vê tivîlkê û dafê 
Lê belê te tivîlka min firand 
Niha jî ez wê nabînim 
Ez nizanim çu kûdera jî 
Here tivîlkamin bibîne û bîne vir 
Bila xwe li ser dafê dîne û bisekine 
Eger tû wê dîsa nîne cîh ê wê 
Ez qetranreş 
Mîna dû kevirê aş ezê te bêhêrim 
Ezê te têkim halekî ku 
Ji boyê tû heft qata bikeve binê erdê 
Sîyabend bersivda û got: 
Hêy Sîyabendim ez 
Sîyabendê dîn 
Min hîn di vî emrê xweyî cîwande 
Sed û pênce xortê Silîva 
Li ser diraxa zibil min rast kir 
Hesen axa jî tevî çil kolê wî 
Di çîyayê sîpande min êsîr girt 
û min ew ji mêrxastîyê xistin 
Min serê serbazirganê dewletê jêkir 
êdî ezraîl birayê bavête be jî 
Ez te gohdar nakim û ezê serê te jêkim 
Qetranreş gava navê wî bihîst hinekî sekinî û fikirî. Dure Sîyabend ddomand:” İşevmin di xewna xwede dît ez û tû bûne birakê hevî axretê. ” Destê xwe di stuyê hevdu birin û ruyê hev maç kirin. Sîyabend, hespa nig spî, turê zêr û kincê ji Hesen axa stendibu da birayê xwe, qetranreş. Qetranreş kincên xwe li xwe ki, li hespa xwe siwarbu û be hevra hespên xwe ajotin. Di rêda Sîyabend tiştên ku di serê wîde derbasbibu yek bi yek ji qetranreş re vegot. Ji ezmanê reş baran û zîpik dibarîya, ba û baran tevli hev dibûn û dibarîya. Di binê vê baranê de Sîyabend û qetranreş hatin liber devê şikeftekê sekinîn. Sîyabend got:” Birayê qetranreş, hespê me gûnehin heta ki ev ba û barana disekine were em ji hespê xwe peyabin û bikevin şikeftê. ” Sîyabend piştî gotina xwe ji hespa xwe peyabu, bi hefsarê wê girt ûkişandi şikeftê. Qetranreş bang li Sîyabend kir û got:” Birayê Sîyabend, tû derewa dike tû ne mêrxasi, lewre tû ji rehma xwedê direve. Ji ezmanê reş dû, sêh çipik baran barîya tû çu kete şikeftê, ma mêrxasî eve. Were em bi tera lihevxin ji me her dû ya kî zorê di kêde bibe bila serê wî jêkê. ” 
Sîyabend bersiv da:” Birayê qetranreş, rehma xwedê pire, serî pêrderxistin zore. Li himber vê sar û sermayê emê çilo bisekinin. Were tûjî ji hespa xwe peyabi, em ji xwera agirekî dadin, piştî ki me bêhna xweveda emê dîsa bikevin rê. ” Qetranreş got:” Nabe, were em lihevxin û di biryara lihevxistinê de berxweda. ” Sîyabend nêrî ku tû xelasî û tû çare tûne, hêdîka rabu ser xwe ji şikeftê derkete derve û bi qetranreş va kete lihevxistinê. 
Dibêjin ku dema wan destbi lihevxistinê kiri erd dihejîya û diqelişî. 
Sîyabend ji xwedayê erd û ezmana hêz xweste û pihînek bi sînga qetranreş ve danî û ew xiste xwarê. 
Qetranreş: 
Sîyabend 
Serê min jêke 
Bi navê xwedê 
Min tû biavîta erdê 
Serê te minê ji laşête ve 
Biqetanda. 
Sîyabend: 
Qetranreş 
Biratî pir şêrîni 
Te kir lê belê ez nakim 
û serê te jênakim 
Rab ser nigê xwe ku 
Em bikevin şikeftê û runin 
Qetranreş rabu, bi tevî Sîyabend ketin şikeftê. Agir dadan, şîv amade kirin û xwarin. Piştî zikê xwe têr kirin û xwe germ kirin rabûn li hespê xwe siwarbûn û berê xwe dan welatê xurbet û xerîbîyê. 
-20- 
Serê meha gûlanê bu. Biharê her der dorpêç kiribu bi xweşikî û zindîtîya xwe. Sîyabend û qetranreş gîhaştibûn ser mêrgekê. Li ser mêrgê gîha qandî bejnekê bilind bibu. Sîyabend di dilê xweda ji vî halî pir kêfxweş bu. Ji hespên xwe peyabûn û li ser mêrgê ji xwera cîh amade kirin. 
Sîyabend got:” Birayê qetranreş, hespên me pir birçî bûn, em wan bera ser mêrgêdin, ezê jî hinekî rakevim. ” Qetranreş her dû hesp bir, bera nava mêrgê da. Nêrî ku, zilamek li ber devê derîyê qesrê de sekinîye. Zilam bang li qetranreş kir û got:” Hêy, dilê min di ba de, min ev mêrg ji boyê Sîyabend û qetranreş mezin nekirîye, rabin ser xwe û ji vir herin. ” 
Qetranreş bersivda zilam û got:” Hêy mêrxaso tû kîye, tû ji kû zane navê me. Ez birayê Sîyabend, qetranreş’im; li me mêrxastîyê neke. ” Piştî vê rêst xwestinê, zilamê ku got navê wi Erebzincar e hesp xwe ji tewlê derxist, lê siwarbu û ajot ser mêrgê. Rima çil kertik di dest hate li ber qetranreş ve sekinî. Ew qetranreşê ku, hêza ezraîl li cem bi erebzincar ve kete lihevxistinê. Erebzincar rima xweyî çil kertik di pişta qetraneş de çikand. Qetranreş bi êş û nalîn teva wê birîna xwe revîya hat cem Sîyabend. Lê belê erebzincar xwe gîhand qetranreş û rima xwe ji piştawî kişand û derxist. Qetranreş di nava êşêde kire hawar. Sîyabend bi hawara qetranreş ji xewa xweyî giran rabu, ji cîhê xwe pengizî; bang li hespa xwe deybilqiran kir, lê siwarbu û noqî nava mêrgêbu. Bi erebzincar ve ketinnava hev. 
Dibêjin ku, wilo lihevxistin kî di navberêde sêh roj û sêh şev derbasbu. Lê dîsa jî kesî zora kesî nebir. Erebzincar bang li Sîyabend kir û got:”Me rûhê van hespna derxist, were em ji hespê xwe dakevin û bi navê bilîzîn, kî zora kê bibe bila serê ê din jêke. ” Sîyabend û Erebzincar ji hespên xwe peyabûn û li ser mêrgê ketin nava hev. Sîyabend bi wê hêz a xwe Erebzincar avîte erdê; xencera xwe derxist ku ji boyê serê wî jêke û xwîna wî biherikîne ser mêrgê. Erebzincar xwe ji nava destê Sîyabend xilas kir û gûlîkê porê xwe ji ser sînga xwe derxiste derve. Sîyabend got:” Wey li min û navê min ku, îroj sêh roje ez bi tera ketime lihevxistinê. ” Erebzincar got:” Sîyabend binihêre, wê qesra tû dibîni jim serê qehremanê mîna teve çêbuye. Ez keça mîrê cina me. Min sond dabu ku kî zorê di mide bibe ezê bibim ya wî. Niha jî ez ya teme. ” 
Sîyabend bersivda:” Tû li ser ruyê erdê dê û xwişka mine. Lê belê tû ji min re bu êsîr û kete destê min. Hadê rabe ser xwe em herin cem Qetranreş. ” Sîyabend hate cem birayê xweyî birîndar Qetranreş û birîna wî pêça. Her sêh ya tevda xwe dan hev, li hespê xwe siwarbûn û ketin rê, berê xwe bi welatê xerîbîyê vekirin. Her sêh jî li ser ruyê erdê mêrxas û hêzdar bûn. Di rê veqetandinekêde, keça mîrê cina Erebzincar, biryarda ku demekê ji mirova dur keve dilqê xwe gûherand, tevli cina bu û wenda bu. 
-21- 
Sîyabend û Qetranreş hatin li serê kanîyakê sekinîn. Konekî çardeh stun li wir dîtin. Sîyabend û Qetranreş ji hespên xwe peyabûn. Hespên xwe bera ser gîha û mêrganda. Sîyabend got:” Vaye konê felegê. Konê felega ku dîya min û bavê min ji min stend û ez bêkes û bê hezkirî hiştim. ” Qetranreş got:” Konê felegê tûneye. ” Bi hevra çun hinda wî konî. Di konda tû kes nedîtin, bangkirin. Di hûndirê kon ji paş perdakê keçekê bersivda wan:” Hun bi xêr hatin. Ji we kî bi çuçik be bila xizmetê ji yê dinra bike, ji dêvlan birayên min. Birayên min li neçirêne. ” Sîyabend gava ku dengê keçikê bihîst, ji Qetranreş re got ez dixwazim wê bibînim. Qetranreş:” Rê û çelengîya vî karî heye, hinekî sebir bike; namusa keçikê namusa mine jî. ” got û li ser israra Sîyabend domand. ” Were bi tera mîna ku em lihevdixin bikin, tû bi du minde ez jî birevim. Ezê berbi perdê ve herim û alîkarîyê ji keçikê bixwazim, ew jî ji boyê min ji destête xelaske wê ji paş perdê derkeve tê wê caxê bigê xwestinîya xwe û wê bibîni. ” Wilo kirin. Keçik ji boyê wan ji hev biqetîne ji paş perdê derket û Sîyabend ew dît. Keçik mîna heyva ji paş çîyayê qaf derdiket bu. Av vexwara dihate dîtin gava ji xilfika wê diherikî. Ew cax dilê Sîyabend bu hezar dil û kete nava dilê wê. Keçikê jî dilê xwe da vî mêrxasî û jê hezkir. 
Sîyabend ji birayê xwe Qetranreş re got:” Eger ev keç bimîne a mine, bimire ji a erdê reşe. ” 
Dure runiştin. Keçikê ji wanre şîv amadekir. Qetranreş pirsî:” Xwişkamin ev konê kêye. ” Keçikê bersivda:” Ev konê xecê ya bi nav û denge. ez bê bav û dayîkim. heft birayê min heye, garanê me li çola diçêrînin û neçirê dikin. Mêvan, mêvanê xwedêye. Heta birayê min ji çolê nên hun ji vir naçin tû derê. ” 
Qetranreş dîsa pirsî:” Navê birayên te çine?. ” Xecê navê birayên xwe jêre rêz kir. ” Îtî, Witî, Qereqot, Malmîrat, Pêxwas, Pêebas û Canfida. ” 
Bi sohbet û lihev pirsînan bu êvar. Heft birayê xecê garan dan berxwe û hatin malê. Bi hevra gotin:” Mêvanno hun bi xêr û xweşî hatin, ser seran û çavan hatin. Hun mêvanin, mêvan ê xwedêne. ” Bi hevra dem derbas kirin, qala dinyê kirin. Sîyabendd ji birayêN xecê re got:” Xwişka xwe xecê bidine min. Hezkirîya min ewe, dilê min êsîrê wêye. ” Birayên xecê ji Sîyabend re ewil qala sedema çima hatine serê vî çîyayê kirin:” Lawê mîrê şikakê dixwaze xwişkame xecê bistîne. Dilê me û dilê xwişkame jî di vê xwestinîyê de tûne. Lawê mîr bi zilamê xwe li pêy mene. Mejî rahişte xecê û derketin serê vî çîyayî. Eger tû bi xwe bawerbe û dilê xwişkame jî hebe emê jî bibên erê. ” 
Sîyabend got:” Ji boyê xecê ez kanim li dinyê her tiştî bikim û ji tiştekî natirsim. ” Xecê jî got: “Erê. ” Sîyabend hûngûlîskek ji bêrîya xwe derxist, derbasî tilîya xecê kir û dergîstî bûn. . . Sîyabend dixwest dawetek lîyaqî mêrxasîya xwe û xweşik bûna xecê çêke. Nameya ku katibê serbazirgan dabuyê hat hiişê wî û ji birayê xwere got:” Birayê qetranreş, ezê derkevim rê û beri xwe bidim bajarê Elcewazê. Ji boyê buk û zava cihîz û ji boyê dawetê jî çi lazime ezê bînim. Katibê serbazirgan soz dabuyî min. ” 
-22- 
Sîyabend navtenga deybilqiran şidand û li hespa xwe siwarbu, hindik mabu serê wî bi serê hespê bibe. Sîyabend hespa xwe ajot û hinekî rê stend, lê belê bi kîja zextkirinêye naye zanîn Sîyabend bi carkê de birayê xwe qetraanreş fikirî û paşde vegerîya kon. ” Birayê qetranreş, li dinyê qet rumetî nemaye, ditirsim ku gava ez bikevim rêya Elcewazê tû Xecê birevîne. Bawerîya min bi te tûne, dilê te bê rehme. Were ez nigê te li zincîrê û destê tejî li kelemçêxim, nifta kelemçê û zincîrê bavîm berîka xwe û wilo herim. ” Sîyabend dest û nigê Qetranreş girêda xatir jê xwest û kete rê. Deybilqiran mîna bager digobilî û Sîyabend gîhandde bajarê Elcewazê. Sîyabend bi lêpirsîn dikana katib dît, nameya wî nivîsîbu ji berîya xwe derxist nîşanî wî da û gotinê wî anî bîrê. Katib li ser soza xwe sekinî û turê hûndir wan tije mal da Sîyabend. Sîyabend got ez hey hatime bajêr û çu xanekê jî, xwar, vexwar û ji xwe derbasbu. Xewa wî şev û rojekê domand. Bi şîrîna deybilqiran ku ezman qûl dikir ji xew şîyarbu. Şîrîna hespê a bi êş û jan guman xist dila. Li navserê çîyayê Sîpan qey tiştek hatibu serê hezkiryê wî. ? Li xecê jî fikirî û li hespa xwe siwarbu, mîna bager berbi konê li serê çîyayê Sîpan ve ajot. . . 
Sîyabend ketîye rê hey tê, em vegerin Xecê. . . 
-23- 
Daweta Sîyabend û Xecê ketinu deva. Yên ku bi xweşikbûna Xecê zanîbu yek jê lawê mîr bu. Lawê mîrê şikakê jî xebera daweta Sîyabend û Xecê a ewê çê biba bihîstibu. Ji Sîyabend pir hêrs bu. Hezar siwarî rakir û kete rê, piştî demekê jî gîhaştin konê Xecê. Di serîde stuyê heft birayê wê jêkir û hemu kûştin. Qetranreş ê girêdayî jî bi giranî birîndar kirin. Lawê mîrê şikakê Xecê li paş hespa xwe siwar kir, garanê wan hemu dan ber xwe û bi hezar siwarê xwe vegerîya qesra xwe. 
Qetranreş, bi dest û nigê xweyî girêdayî û birîna xweyî giran li ber xweda digerîya û digot:” Hêy xwedêyo heta ki Sîyabend nê tû rûhê min nestîne. ” 
-24- 
Sîyabend piştî demekê, hesp ajot û gîhaşt ser kanîyê. Nê rî ku serê birayên Xecê hatîye jêkirin, kon jî hatîye xerakirin. Xecê û garana pezê wê jî li ortê tûnebu. Sîyabend bibu mîna dîna, hate li ber serê qetranreş ê dinalîya sekinî û got:” Hêy birayêminî Qetranreş, ew roj qey ne roja xwedêbu ku min ji te bawer nekir û destê te li kelemçê, nigê tejî li zincîrê xist. ” Axxxx, li wê rojê lanet be ax. 
Dilê wî şewitî. Poşman bu, ji ber ku bawerî bi birayi xwe ni anî bu. Qetranreş tiştê bibu ji sîyabend re got. ”Tu xecê xelasbike, rojekê lawekî we çê bibê navê min lê bikin”. Piştî gotina xwe ya dawiyê di nav destê sîyabend de jiyana xwe ji dest da. Sîyabend gor kola, heft birayê xecê û qetranreş bin ax kire. 
Gava sîyabend ber bi deybilkiran ve diçu, li erdê hinek parçe yê qumaş dît. Vana parçeyên bi meqesêve hati bu ji kirin. Sîyabend vana naskir, ev şopand û kete rê. 
Piştî demekê gîhaşte qonaxekê. Ev qonax a lawê mîrê şikakê bu. Di qonaxêde li ser agir di qazanêdde bilxur û goşt dahate sorkirin. Dîlan dahate kişandin. Sîyabend di nav kazani dikelîya û dîlana dahate kişandinde ma. Sîyabend xwe ne bi coşa di daweti de dihate xwîyakirin ve berda , nejî di kîna dilêxwede. Sîyabend jibo ku we çi bike li dora xwe nêrî û fikrek hat hişê wî. Xwe bi xwe got: 
– Ezê hefsarê hespa xwe berdim, here li ber kîja konî bisekine ezê bivim mêvanê wî konî. 
Hespa xwe berda , hesp di nava gellek kona gerîya û çu li ber konekî xizan xwîyayî sekînî û kire şîrîn. Sîyabend ji hespa xwe daket û serê xwe dirêjî hundurê kon kir û çav li jinikek pîr ket ku bi tenê runiştibu. Sîyabend: 
-Pirê, mêvanê xwedêne ez hatime ber derîyete lazime tu min îşev bihewîni. 
-Hêêê siwaro ez mêvanekî mînate çilo bihewînim, tu dibîni ez jinek xizan û belengazm. Mêzeke, mîrê jikakê vaye sî û neh roje daweti dike, lawê xwe dizewicîne. Here cem wan bila ew te bihewînin. 
-Pîrê, ez rêwîyekî rebenim, çi ji min re lawê mîr. Ez îşev mevanê te me. 
Çar zêr da pîrê û ew şahd kir. 
-Tu mêvanêmine lawo, lê belê livîne minî liyakîte û nan û avamin tuneye. Ji ber tunebuya van tiştan xwe ji min nexeyidîne. 
-pîr, tu min ji xwera law, ez jî te dayik zanibim. 
pîrê ji sîyabend ra livîn danî û piştre ketin sohbetê. sîyabend: 
-pîrê, ev çi dawete?şanedarîyawê pir lê kêfavê tuneye 
-ax lawo ax!mala sîybendê silîvî bişewite. malavî bişewite da ku kes di mala bavêwî di nemîne. dêê ji wêderê hat, li çîyayê sîpan xecê ya resul bi destê lawê mîrê şikakê be berda. ev daweta ku tu dibînî daweta xecê û lawê mîre. xecê ev sî û neh roje teslîmî lawê mîr nebuyê. heta ku ewîna sîyabend di dilê wê debi jî teselîmî wî nabê. drêjbûna dawetê ji ber vê ye. ji xwê di dawîya vê dawetê de xêr tuneye. ew lawê mîr ku serê heft birayê xecê jêkir û birayê sîyabend qetran reş kuşt. ew lawê mîr ku konê xecê biserserê wêde hilweşa û garaana pezê wê da ber xwe anî heta vir. 
Sîyabend ji berîya xwe heft zêrê din derxist da pîrê û got: 
-Sîyabend ezim. Tû navê min qet ji tu kesîre nebêje. Niha jî here tasek şîr ji min ra bîne. 
Pîrê bi lez û bez çu ba çêleka xwe ya kû ji şîr vebibu û liber gerya, miz da. Pişt re dest bi doşandina şîr kir. Pîrê bi qasî tasekê şîr dot û vegeriya ba Sîyabend. Sîyabend ji destê xwe gûstîla xecê derxist avîte hûndirê tasa ku tije şîr û got: 
– Evêya bibe ji xecê re. 
Lê belê xecê ya ku tû kes ne distende ba xwe, pîrê ya reben wê xwe çawa bighandayê. Sîyabend tîştên ku wê pîrê bike yek bi yek jêre vegot û pêvekir:
-Pîrê ji xecê re bibêje, Sîyabend di dilê xwe da bi agirekî yeman hatîye. Armanca wî te ji vir rajê û bibe. Bêje bila ji lawê mîr ra bibê erê û dawetê bisekinîne. Bila kinca li xweke û bi şev li benda min be. Ezê wê li ser hespê kim û ji nava hezar û pêncsed heb konê lawê mîr derxînim. Hey lawê mîr mêrxas û xwedî hûner be, wê bigihêjime. 
Pîrê gotinên Sîyabend di hişê xwe da nivîsand û rahişte tase tijî şîr, berê xwe da konê ku Xecê lê dimîne. 
– 25 
Vaya daweta lawê mîr bu. Dawetek ku bi şev û roj berdewam dikir. . . Pîra ku ji alîyê Sîyabend ve hatibu şandin, li ber devê derî dest bi kilamekê kir 
Li serê çîyayê Sîpan konek hebu 
Keçekê li ser tarikê nexş çêdikir 
Heft birayê wê li neçirê 
Rojekê rêya mêrxasekî ket konê wê 
û bi birayê xwera ket lihevxistinê 
Keç derket ji paş perdê 
Gava çavê wan hevdu ket 
Agir kete dilê wan 
Ax ew çîya, ew kon û ew agir. 
Xecê gava ev kilama bihîst, bang li pîrê kir. Li dora Xecê xêlîvan hebu. Bi kilama dixwestin xemgînî ya wê belav bikin. Pîrê: 
– Hêêê! xêlîvan no, bi rojan e hun li dora Xecê ni. We ne ronahîyek dan çavê wê, ne jî we agirê dilê wê vemirand. Ka carkê jî wê bidin nav destê pîrîya min û dilê minî bi xemgîn. Ji dora wê rabin û herin. 
Xêlîvan ê li dora Xecê rabûn û çun. Di kon da Xecê û pîrê bi tenê ve mabûn. Xecê: 
– Pîra delal xwe vala newestîne, tu ne kane serê min girêde, ne jî bixapîne; ev canê ku min ji Sîyabend re qûrban kirîye tû kes nikare bi min dayîn bide lawê mîr. Vekşe û here pîra delal. Pîrê: 
– Xwe ji bêdengîya mirinê xilas bike, hezkir yê te li konê mine. Min agir ê di dilê wî da dişewite anî ji tera. Eger tû ji min bawer nake wî şîrî vexwe. 
Pîrê tiştên ku buye û xwestinîyê Sîyabend yekbiyek ji xecê re ragihand. Xecê şîr vexwar. Gava ku gûstîl di binê tasê de dît ji pîrê û gotinê wê bawer kir. 
– Pîrê tu bi xêr hate. bi lez here ji lawê mîr ra bibêje min xecê anî rê ew êdî ya teye. Pişt ra emê gotinên Sîyabend bikin. 
Pîrê ji kêfa ku di nava her du dilê dişewitî da bibu pir, her tişt da ber çav û çu ba lawê mîr. 
– Lawê mîr, dawetê bide sekinandin. Min xecê razî kir. Can û gîyana wê êdî yê teye. Ji min bawer bike, ev ne xewne rastî ye. 
Lawê mîr ji kêfa hindek mabu bifirîya bi wê kêfê bang li kêfçîyê dawetê kir û got: 
– Bira no, sî û neh roje hun kilama dibêjin û dileyîzin, êdî hun herin bi dilê xwe îstirhet bikin. Ez jî bigihêjim miradê xwe. 
Xêlîvan, sazbend û lîstikvanan bi gotinên lawê mîr re berê xwe dan konên xwe. Lawê mîr jî jibo ku here ba Xecê li benda amadekirin û şevê ma. 
Pîrê bi gavê lez vegerîya konê xwe ba Sîyabend û got: 
– Bila xem ddi dilê te da nemîne. Cavê Xecê li rêya teye. Li cîhê te got li benda teye. 
-26- 
Xecê boxçik a xwe amadekir û li benda Sîyabend ma. Di derengîya şevê de jibo Sîyabend cilê bukanîyê li xwe kir. Pişt re çavê wê li rê, dilê wê li ser êgir sekinî. Sîyabend di seeta gotibu hate. hevdu dîtin. Sîyabend bi nava Xecê yî zirav girt û li hespa xwe siwarkir. Pîrê ji Sîyabend ra got: 
– lawo ji mêrê min hew yadîgar ev tîr û kevan a zîv maye, bigre û hew di roja ku tu ket tengayîyê li himber dûjminê xwe bikarbîne. 
– Spas dikim dayê. Ez vê qencîya te tû car ji bîr nakim. 
Xatir ji pîrê xwestin û ketin rê. 
heyva zer, stêrkên asîman, hemu yan bi hêzên xwe tarî belav dikir. Ji evînekê re rê ronahî dikirin. Hespa Sîyabend a bi ba re ketibu pêşbazîyê ew gîhandi serê çîyayê sîpan. Sîyabend û xecê ji hespê peyabûn û li ser kanîyê konê xwe vegirtin. Dilê wan bi agirê evînê kelîya. bûn yek dil û yek beden. 
-27- 
Lawê mîr lê hayl bu ku xecê revîyaye. Def lêxistin da. Ji mêvanên dawetê hezar siwarî civîyan ser hev. Hespên xwe ajotin di tarîyê de. Bi berbanga rojê re, bi sîyên xweyî reş dora herdu evîndara girtin. Bi denga re xecê şîyar bu. Heft birayê xweyî serê wan jê bibu û qetranreş bi bîr anî. Pêşerojan xwe fikirî. Bi îskînî ya xecê re sîyabend jî şîyar bu. Xecê: 
– Çar alîyên me dorpêç kirine sîyabend, armanca wan te bikûjin û min jî bibin. Sîyabend: 
– Belav bike kedera di dilê xwe de. 
Navtenga hespa xwe şidand, reahişte simê hêştir û xencera xwe. Mîna ava ji bendava xwe vala bibe, xwe ji çîya berda. Mîna ku bikeve nava refên tivîlka, nokî nava siwarê lawê mîr bu. sîyaben bi hêza erd û asîmana simek bi tenîşte lawê mîr danî. Lawê mîe derbek mirinê xwar û ji ser hespa xwe kete xwarê. Hespa wî ya vala paşde vegerîya û kete rê. 
Sîyabend bi wê hêza şer domand. Hemu hespan bera du hespa lawê mîr dan û bê siwarî vegerîyan şikakê. Sîyabend piştî ku ji şer encam sitend vegerîya ba xecê. Ji hespa xwe peya bu û hezkirîya xwe da ser dilê xwe. Xecê: 
– Ez bi qurbana tebim sîyabend, min mêrxasekî mîna te qet nedîtibu. Te heyfa birayê xwe qetranreş girt. Lê belê heyfa heft birayê min ma. Rabe here konê mîrê şikakê û koka wî ji ser ruyê erdê rake û heyfa heft birayê min hilîne. 
Sîyabend li hespa xwe siwarbu û mîna ba ajote nava erdê mîrê şikakê. Xwesteka xecê bi cîh anî û qet nesekinî, dîsa bi lez vegerîya ba xecê û got: 
– êdî bila dilê te rehet be, xwestinîya te hate cî. 
Bi nava xecê yî zirav girt û wê şevê mîna avê zelal tevlihev bûn 
-28- 
Rojekê li cîhekî serê çîyayê sîpan ê herî bilind xecê runiştibu, sîyabend jî serê xwe danîbu ser conga wê û bi hevra diaxifîn. Sîyabend demekê kete xewê. Di wê navberê donzdeh gakovî xwe ji serê çîya berdan û li ser şênahîyê belavbûn. yek mê yên din jînêr bûn. Ji wan gakovîyên nêr yek, biçuk û hinekî jî qelew bu. Qilocê wî donzdeh şax bu. Wan gakovîyên din bi qilocên xwe li wî dixistin û nedixwestin nêzî gakovîya mê bibe. 
Xecê xwe bi xwe digot: 
– Ev gakovîya mîna sîyabend ê min tîra di kevana zîv de rakşîyayî ye. 
Sîyabend ji bayê felekê bêxeber, hîn di xewdebu. Gakovîya mê hat ser kanîyê û ji wê ava sar vexwar. Xecê li gakovîyê nêrî û dît kû gakovîyê qiloçê wî donzdeh şah gakovîya mê diparêze. Di hişê wê da birayên wê û tiştên lawê mîr kiribu derbasbu. Ji xemgînî ya birayên xwe hêstir ji çavên wê dibarîya û diniqûtî ser serê sîyabend. Sîyabend ji xewê şîyar bu û xecê ya digirîya ra got: 
– Keçelbûna min tû xemgîn kirîye ne? jiber kû te ji min hezkirîye tû poşman buye. 
– Ez bi qûrbana serê te yî keçelbim. Dilê min ê teye sîyabend. Sedema girîyê min ne keçelbûna teyî. Min donzdeh gakovî dît, xwe ji çîya berdan. Yek ji wan mê yanzde heb jî nêr bu. Ji gakovî yên nêr yek qiloçê wî donzdeh şax bu. Kin bu lê belê yê herî xûrt bu. Gakovîyên din nedihiştin ew nêzî gakovîya mê bibe. Min ji xwe bi xwe got: Mîna sîyabend ê minî silîvî ye. Pişt re birayên min hat bîra min. Ji boyê wê ez xemgîn bum û girîyam. 
– Xecê, ew gakovîyê nêr bi kûde here jî êdî nikare ji destên min xilas bibe. Dilê wî ezê bînim ser sifreya te. 
Pişt re xwe amadekir, mertal, tîra zîv û kevanê xwe rahiştê û kete rê. Li serê kanîya û li mêrga yek bi yek gerîya û li rastekê gakovî dît. Gakovîyê qiloçê wî donzdeh şax, ji tiştên ewê biba bêxeber, li dora gakovîya mê digerîya û nedihişte gakovîyên din nêzî wê bibe. 
Sîyabend bi bêdengî nêzî neçira xwe dibu. Tîr a xweyî zîv xiste kevanê û bi hemu hêza xwe vezeland û berda. Tîr di kêleka gakovî ya cepê ketê û di ya rastê de derket. Gakovî kilbu û kete xwarê. Sîyabend bi kêfxweşî, lezand û gîhaşt cem gakovîya li erdê diperpitî. Rahişte tîra xwe û ji laşê gakovî kişand. Xencera xwe derxist û bi lingekî xwe pêl li histuyê gakovî kir û xencera xwe li situyêvî xist. Gakovîya berxwe dida, xwe bi derbekê ra wisa dêrand kû, bi hêza xwe sîyabend ji çîyayê sîpan gindirand kendalkî û sîyabend li ser şaxê dare ke benîştokê ket. Şaxê darê di pişta wî da ketê di sînga wî da derket. Sîyabend wisa bi şax ve aliqî ma. û bi nalîn got: 
– Hêêê felek! tû îro bi min re pir xayîne. 
-29- 
Çavê xecê li rêya sîyabendd bu. Li deridora xwe û li dura mêze dikir, lê belê tû kes xwîya nedikir. Kete rê û li sîyabend gerîya. Piştî demekê gakovîyê qiloçê wî donzdeh şax li erdê dirêj kirî dît. Lê sîyabend li wir tûnebu. Dema kû hate serikê zinarê, ji binê kendalê dengê nalînî yê hatê. Li jêr mêze kir kû sîyabend bi şaxê darek benîştokê ve aliqî maye. Wê demê dilê wê mîna robaran herikî û bang li sîyabend kir: 
Hêêê sîyabend! 
Sibate, sibata xweş 
Berf dibare 
Bi ser mede 
Tû li jor mêze dike zinarek 
Li binîya kêleka rê 
Çemê Murad û Ferat 
Cîh ji min re veke 
Ez têm ba te sîyabend 
Sîyabend: 
Bisekine mal şewityê 
Bi lez here 
Kindirê heft gûnda bîne 
Bi hevra girêde 
û heft gûlîk ê keça bi serxe 
Xilas bike sîyabend ê xweyî silîvî 
Ji şaxê vê dara benîştokê 
Di dilê xecê da agirekî hêvîyê dîsa gur bu. Bu weke ba û revîya. Kindirê heft gûnda bi cîwanên gûnd re anî û hat. Kindir bi hevra girêdan û bi alîkarîya cîwanan bera kendalê da. Çer kirin çilo kirin bi serneketin. Serikê kindirê nedigîhaşte sîyabend. Cîwanan şîret li xecê kirin: 
– Çara sîyabend tûne. Xilasnabe. Li me gohdar bike hêvîya xwe ji sîyabend bike. 
Lê bi van gotinan nikarîbûn xecê ji fikra wê vegerandina. vegerîyan gûndê xwe bi xemgînî û bê çare. Xecê hestê kû di dilê wê da derbasdibu got: 
Hêêê sîyabend ê minî ronî 
Çilo kêmîşî te kir û li texist 
Gakovî yê qiloçê wî donzdeh şax 
Tû ji sîpanê 
Avîte ser şaxê dara benîştokê 
Çilo destê evîna me ji hev qetan di 
Sîyabend: 
Xecê ya min 
Gakovîyê bi qiloçê xwe li min xist 
û ez xistim ser şaxê dara benîştokê 
Çilo gakovîyê ji hev hezdikirin 
Min ji hev qetan de 
Wî jî em ji hev qetan de 
Xecê: 
Axxx gakovîyê pişt kesk 
Te sîyabend ê min xapand 
Li pey xwe gerand 
û li ser şaxê dara benîştokê xist 
Te destê evînekê ji hev qetande 
Axxx gakovîyê. 
Sîyabend: 
Xecê ya min bilezîne, navtenga hespa min bijdîne lê siwarbe û berê wê bide Elcewazê. Bikeve nava mirova, çavê xwe li nav xorta bigerîne. Ji xwera xortekî ji min mêrxastir bibîne. Eger rojekê lawekî we çê bibe navê wî qetranreş dînin. Wî şîr bide û di derguşêde bihejîne. Gava te lorîk jêre got çîroka sîyabend ê xwe jî bêje. Ez ketime bextê te xecê xwe bernede, dinya ronahîye, gîyan şêrîne. 
Xecê hestê xwe bi kilamekê jêre got: 
Axxx sîyabend ê minî ronî 
Ez navtenga hespê najidînim 
Ez kincê xweşik li xwe nakim 
û naxemlînim 
Ji hespa tera nabim siwarî û najom 
Ez nagihêjim bajarê elcewazê 
Li nav xortan çavê xwe nagerînim 
Li ser te ez dil nadim tû kesî 
Hêêê Sîyabend 
Ez xecê me xecê ya dîn 
Vaye ez simala xwe ji berîya xwe derdixim 
û li çavê xweyî reş û xweşik girê didim 
Ez xwe davîjim û têm ba te 
Xecê simala xwe ji berîya xwe derxist, çavê xwe girêda û xwe ji çîyayê sîpan de avît û çu li ser dara benîştokê ket. Ji giranîya sîyabend û xecê dar ji rehê xwe qetya û tevî her dû ya kete jêr. Sîyabend bi ketina darê re canda. Lê xecê hîn saxbu. . . 
-30- 
Tê gotin kû karwanek hêdî hêdî dihate. Rêberê karwan Sîyabend û xecê li erdê dîti. Xecê bang li karwancîya kir û tiştên buyê ji wan ra vegot: 
– Bîskek din ezê jî bimirim. Xwestinîyek min ji we heye. Min û sîyabend li kêleka hev, li serê vê kanîyê veşêrin. Li ser kevirê gora me, navê me binivîsînin. Navê min keça resul Xecê, navê wî jî Sîyabend ê silîvî ye. Pişt re taseke qulpa wê zincîr kirî bînin bi kevirê gorame girêdin û tasê dînin ser kanîyê. Kî were bila him ji tasê avê vexûn, him jî tasek av bila li darê kin. 
Xecê piştî gotinê xwe qedand canda. Karwancîya gotinên xecê hemu bi cîh anîn. 
Her sal dû gûlên sor li ser gora sîyabend û xecê aj dide. Dixwazin bigihêjin hev. Lê belê di navbera her dû gûlan de bizî yek bi şax jî mezin dibe û nahêle her dû gûl bigihije hev. Li gor gotina ew bizîya qiloçê gakovîye. 

Ünlü Kürt Aşk Hikayeleri

Kategori: Genel | 0
  1. Mem ü Zin Destanı
  2. Zembilfıroş: Reddi Aşk Destanı
  3. Siyabend-ü Xece Destanı
  4. Cembeli ü Binevş Destanı
  1. Zembilfıroş: Redd-i Aşk Destanı:
    Zembîlfıroş zembîla tine (Zembilfıroş, zembiller getirir) 
    Dikan bi dikan di gêrîne (Dükkan dükkan gezdirir) 
    Hiş li Xatûnê namîne (Xatûn’un aklı başından gidiyor) 
    Serî li zeman di gerîne (Aklıyla arıyor zaman yaratmak için) 
    Gazi dike ku bibîne (Sesleniyor ki, onu görmek için) 
    Were ser doşeka mîr e (Gel Beyin döşeğinin üstüne) 
    Li te helal, herama mîr e (Beyin haremi sana helaldir) 
    Bidime te zulfî harîr e (Güzel zülüflerimden sunayım sana) 
    Çavê min ê xezalan e (Gözlerim ceylanların gözüdür) 
    Sîngamin wek zozana ne (Bağrım yaylalar gibidir) 
    Bejna min wek rihane (Endamım reyhan gibidir) 
    Çiqa bêjî hêjan e… (Dilediğin gibi güzel ve uygundur …) 

Bu hikaye Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde (Amed-Farqîn) yaşanmıştır. 

Mem û Zîn, Xecê û Sîyabend gibi yöremizde çok bilinen, şiirlere, masallara, filmlere, türkülere konu olan hazin aşk hikayelerinden biridir Zembîlfiroş. 
“Gökten zembille inmiş.” Gibi güzel sözlere de konu olmuştur zembîl (sepet)… 

Zembîlfiroş’ta ki aşk, karşılıksız bir aşktır. Ölümü çare gören aşkın hikayesidir. Efsanenin Mezopotamyanın tarih ve kültür bakımından oldukça zengin ve bir çok uygarlığa ev sahipliği yapmış, Mervanilerin başkenti Farqîn’de geçtiği yaygın olarak söylenir. 

Yörede hüküm süren bir kralın çok yakışıklı oğluymuş. Görenin bir daha dönüp baktığı, prenseslerin gönlünde yatan beyaz atlı prensmiş Zembîlfiroş. Önceleri kral oğluna yaraşır bir yaşam tarzı varmış. Zevk û sefa içinde yaşar sık sık ava çıkarmış. Yine avlanmaya çıktığı bir günde Allah aşkı onu avlamış. Öylesine avlamış ki ilahi aşkın etkisiyle adeta mecnun olup yollara düşmüş. 

Avlanma esnasında gördüğü bir mezar ve mezardan dışarıya çıkmış iskelet parçaları onun ölüm gerçeğiyle yüzleşmesine vesile olmuş. Zenginlik ya da fakirliğin ölüm karşısında hiçbir hükmünün olmadığını, bir gün kendisinin de bir iskelete dönüşeceği gerçeğiyle hemen oracıkta Allah’a sığınarak dünya nimetlerinden vazgeçeceğine ve sadece Allah yolunda yürüyeceğine diz çökerek hûşu içinde yemin eder. Yaşadığı sarayı, ihtişamı hiç arkasına bakmadan geride bırakarak eşiyle birlikte yollara düşer. Diyar diyar gezerek zembil yapıp satar ve hayatını böylece idame ettirir. O, artık bir ZEMBÎLFIROŞ’TUR… Çocuklarıyla, hanımıyla birlikte sırtlarında çadırları, üstlerinde eski püskü elbiseleriyle köy köy, kasaba kasaba dolaşan bir Allah dostudur. 

İşte böyle dolaşırken kader onu son durağı Farqin’e (Silvan’a) getirir. Farqîn Beyin karısı Xatûn Xan’ın dikkatini çeker Zembîlfiroş. Zembîl alma bahanesiyle onu saraya çağırır. Xatûn Xanım yıldırım aşkına çarpılmıştır adeta. Bir yanda beg xanımı olmak diğer yandan yana tutuşa bir aşka kapılmak… Çok zor durumdadır ama yüreğe söz geçiremez, gönül beglik tanımaz. Aşkını dizelerle anlatmaya çalışır…

Ama Zembîlfiroş dünya nimetlerinden vazgeçmiş bir derviştir. En önemlisi tövbe etmiştir. Sadece Allah’a kulluk etmeye yemini vardır, haramı yaşamından silmiştir. Hem bunun için değil miydi onca malını, mülkünü, ihtişamını, zevk û sefayı bırakıp yollara düşmek?.. Hem evliydi hem de karısını çok seviyordu. İşte bu yüzden ölüm fermanı olan REDD-İ AŞKI hiç çekinmeden yapar ve Xatûn’un aşk çağrısına olumsuz olarak o da dizlerle cevap verir. 

Xatûnê ez tobedar im (Xatûn ben tövbekarım) 
Delalê ez tobedarim (Güzel kadın ben tövbekarım) 
Zarok birçîne li malin (Çocuklar evde açtır) 
Ji rebbê jorî nikarim… (Allah adına yapamam…) 

İşte bu dizlerle Zembîlfiroş, Xatûn’un aşkını reddeder. Farqin beginin karısı Xatûn, red cevabını kabul etmez. Ölesiye bir tutkuyla aşıktır Zembîlfiroş’a. Ne yapıp edip yakışıklı Zembîlfiroş’la birlikte olmaktır amacı. Xatûn’ın ısrarları karşısında, Zembîlfiroş çareyi kaçmakta bulur. Xatûn peşini bırakmaz, sora sora Zembîlfiroş’un kaldığı çadırı öğrenir. Xatûn, bir gece çadırda kalmak için Zembîlfiroş’un karısına yalvarır. Karşılığında tüm mal varlığını ve mücevherlerini bağışlayacağını anlatır, sadece bir gece Zembîlfiroş ile kalmak ister. Xatûn’un bu kadar yoğun ısrarı üzerine Zembîlfiroş’un eşi, çocuklarını da yanına alarak oradan ayrılır. Xatûn, Zembîlfiroş’un eşinin giysilerini giyer ve yatağa girerek Zembîlfiroş’u beklemeye başlar. Karanlık Farqîn’e çökerken, Zembîlfiroş zembillerini sattıktan sonra çadırına döner. Xatûn’un yatağında olduğundan habersiz, aynı yatağa uzanır. Ancak yataktaki kadının kendi karısı olmadığını, Xatûn’un ayağındaki gümüş halhalın çıkardığı sesten anlar. Bunu anlar anlamaz, çadırdan dışarı çıkar. 

Efsane bu ya, sonuçla ilgili yörede bir çok anlatım var. Her anlatım ölümle sonuçlanır. Kimilerine göre Zembîlfiroş, Xatûn’dan kurtulamayacağını anlar ve gidip sarayın burçlarından kendini aşağı atar. Efsanenin başka bir anlatımına göre ise, Zembîlfiroş bu noktadan sonra çaresiz kalır ve canını alması için Allah’a yalvarır. Zembîlfiroş ölünce, peşinden koşan Xatûn’da aynı dilekte bulunur ve ikisi de ölür. Bu sevda masalının da diğer masallar gibi sonu hazindir… Aynı Mem û Zîn destanındaki gibi, Xatûn’un Zembîlfiroş’a olan aşkında da ölüm çare olmuştur… 

Şarkılara, öykülere konu olan Zembîlfiroş ile Xatûn’un aşk hikayesi, bugün sadece olayın yaşandığı Diyarbakır`ın Silvan ilçesinde değil, Kürt kültürünün olduğu tüm bölgelerde hala dillerde. 

Kürt Edebiyatı’ndan Önemli 14 Eser

Kategori: Genel | 0
  1. Ahmede Xane. Mem u Zin

2. Diwana Feqiye Teyran

3. Melaye Cizire (Ehmed). Diwan

4. Mehmed Uzun: Siya Evine

5. Destana Meme Alan

6. Erebe Şemo: Şivane Kurmanca-Roman

7. Heciye Cındi: Hewari-Roman

8. Jan Dost: Mijabad

9. Ferike Usıv: Hemu Berhem (Tüm eserleri), Şair

10. Kawa Nemır: Selpakfıroş

11.Şener Özmen: Rojnıviska Spinoza

12. Renas Jiyan: Janya- Şiir

13. Arjen Ari: Ramusan Mın Weşartın Lı Geliyeki

14. Melaye Bateye: Diwan, Kürtçe Mevlid

Laqırdi Köşesi

Kategori: Genel | 1

Laqırdi 3

Malbata Uso,nun çok sayıda Zava(damat)’ları mevcut.  Rahmetli Edo’e Şewki, Bırhanedin, H. Rıza, Mezher (Beyro), Sebahadin, Kamiran, Mahsum, Wehyedin (Keço), İbrahim (Elucar) v.s.

Rahmetli Haci Yaşar hayatta iken yarışma yapardı ve her seferinde oyunu Vehyedin(Keço)’ya verir ve birinci seçerdi. Bu durum zavalar arasında kıskançlığa sebep olurdu.

Biz de bu geleneği devam ettirdik ve tekrar oylama yaptık, Jüri Özel Ödülü alan Edo’e Şewki’yi hariç tutarsak yine ünlü zavamız wehyedin Mahsum ve Bırhanedin’i yine açık ara farkla geride bırakarak birinci oldu. Kendisi Uso ailesinin gurur kaynağıdır, tebrik ederiz.

Laqırdi2:

Köyümüz ile Yahya köyü arasında Ape Edo’nun yoncası ve Yahya köyünden zavamız Rahmetli Edo e Şewki’nin de yoncası vardı. Ape Edo yoncasını sularken suyu kesiliyor, bakiyorki su Edo e Şewki’nin yoncasına yönlendirilmiş. Küreğini alıp Edo e Şewki’ye doğru hızlı adımlarla gidiyor. Edo’e Şewki fark eder ve oda hızlı adımlarla kaçmaya çalışır. Ancak Ape Edo daha hızlı yürüyebildiği için mesafe azalır, Edo’e Şewki çare olarak yüzünü mezarlara çevirir, iki elini kaldırır, Fatiha okumaya başlar. Ape Edo elinde küreği ile arkasında durur. Edo’e Şewki “bırakmiyorlarki babamıza Fatiha da okuyalım” der. Bunun özerine Ape Edo söylene söylene geri döner. Halbuki Edo’e Şewki’nin babasının mezarı orada yoktur, dayak yemekten kurtulmak için yapiyor.

(İki büyüğümüze de Allahtan rahmet dileriz)

Laqırdi 1:

Malbata Uso’nun büyük oğlu Mıhemed ilk defa Televizyon getirir köye. Kürtlerde yerleşmiş bir adet vardır, kadınlar yabancı erkeklerin yanında yiyip içmezler, ayıptır diye. Yaşlı kadınlar TV açık iken yemek yemezler, yüzünü örtüp sırtını dönerler, nedenini sorduklarında TV de haber sunan erkek spikeri işaret ederek ‘merık zurbuye me mezedıke (adam ordan bana bakiyor), valla ayıptır, adamın önünde yemek yemem’ der ve laçıkı ile yüzünü örterler. Ne kadar ısrar edip anlatılsa da nafile.

Önemli Kürt Atasözleri (Gotinê Pêşîyan)

Kategori: Genel | 1

1- Agır da koze xwe da feze (Ateşi kürükledi kenara çekildi)

2- Eger hûn nebin yek, hûn ê herin yek bi yek.(eğer bir olmazsanız bir bir gidersiniz)

3- Marê reş spî nabe. (Kara yılan ak olmaz)

4- Eqlé sıvık, baré gıran e. (Aklı hafif olanın yükü ağerdır).

5- Têjikê maran bê jahr nabin. (Yılan yavrusu zehirsiz olmaz)

6- Ji zana bipirs e, ji nezana bitirs e. Bilene sor, bilmeyenden kork.

7- Bi gur ra dikujin, Bi şivan ra dixwin, Bi xwedî ra digirîn... Kurtla beraber öldürüyorlar, çobanla beraber yiyorlar, sahibiyle beraber ağliyorlar.

8- Yek tuki beqe dıke, beq dıbeje bara roji dı avida şıl nabım, ma ezi bı tuka te şıl bıbım: Biri kurbağaya tükürüyor, kurbağa diyorki günboyu sudayim ıslanmiyorum, senin tükürüğünle mi ıslanacam.

9- Dınya lı dınyê; çavê gur lı miyê’ye. (dünya dünya oldukça kurdun gözü koyundadır)

10- Mirazê mın dıl be, ber seriyê mın kevır be: Gönlümün muradı olsun, yastığım taştan olsun.

11- Her tışt jı zıravi mırov jı stûri dıqete.(herşey incelikten, insan kabalıktan kopar)

12- Jı rovi fenektır tune jı eyarê wi pırtır tune.(tilkiden kurnazı yoktur, ama ortalık derisi ile doludur)

13- Jiyana rojekîye bi rûmet, ji jiyana salaye bi koletî çêtire. (bir gün onurlu yaşam, yıllarca boyun eğip kölece yaşamaktan iyidir)

14- Jı her hesinî şûr çênabin: He demirden kılıç yapılmaz.

15- Şêr şêre. Çi jıne çi mêre; Aslan aslandır, ha dişi ha erkek.

16- Ne dujminê xeraba bin; dujminê xerabiyê bin: (kötülerin düşmanı değil, kötülüğün düşmanı olun)

17- Bi dinyê bişêwir bi aqlê xwe bik. (Dünyaya danış, aklına göre yap)

18- Ki tî be nan u av, Ki têrbe dîl’da yâr dîxwaze.( Aç olan aş, tok olan aşk ister)

19- Tu cehnemê nebini buhust bi te xwes nabe.(cehennemi görmezsen cennet sna tatlı gelmez)

20- Hetta mı xwe naskır ömre xwe xelas kır.

21-  Gotıne şêrin marı ji qulê derdixe. (Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır)

22- Heyfa cıwaniyê piri lı pêye.(yazık gençliğe, yaşlılık ardından geliyor)

23- Derdê dilekî, jî barê deh mîlan girantir e.(günüldeki bir dert, sırtladığın on yükten ağırdır)

24- Qenciya herî mezin zanîn e. En büyük iyilik bilgidir.

25- Bila mirov kuştiyê şêra be ne girtîyê rovîya be. (insan aslanın ölüsü olsun, ama tilkinin tutsağı olmasın)

26- Çira ji koran ra, def ji keran ra bêfêde ye.(çıranın köre, davulun sağıra faydası yoktur)

27- Marê qol û tirba spî. (Kesik kuyruklu yılana ak mezar)

28- Xudê ji yekire xera bike diranê wi di pelûlê de diskê.(Allah birinin işini bozarsa, dişi sütlaç yerken kırılır)

29- Zimanê dirêj darkukê serê xwedyê xwe ye.(uzun dil sahibinin başına ağaçkakandır)

30- Kanya kü tü ave je düxwi, kevıra neveje. (su içtiğin kaynağa taş atma)

31- Berxê xelkê ji meriv ra nabin beran. – başkasının kuzusu bize koç olmaz.

32- Keda helal dibe mû naqete, keda haram bibe weris ji diqete. – helal ekmek kil olsa kopmaz, haram ekmek halat da olsa kopar.

33- Pivaz, çı sor çı sipi. – sogan, ha kirmizi ha beyaz

34- Derdê feqîran nan e, derdê ağa, kêf û dîlan e. – fakirler ekmek derdindeler, ağa ise; keyif ve şenlik derdindedir.

35- Dûjmınê te kızmorikek be ji disa hesabê xwe bıke. – düşmanın bir karınca bile olsa önlemini al.

36- Mirov xwe bi destê xwe ne xurine xura mirov naskê. – ınsan kendini kendi eliyle kasimazsa kasintisi geçmez.

37- Pırsa ket nav dev û dırana, wê bıgere lı bajar û şarıstana. – ağız ve dişerin arasına düşen söz, kentleri memleketleri dolaşır.

38- Bıra şêrê rokê be, ne roviyê salekê be. – bir günlük aslan ol, bir yıllık tilki olma.

39- Merıv pîr dıbe, dıl pîr nabe. – insan yaşlanır, gönül yaşlanmaz.

40- Eyarê bênamûsa fırehe. – namussuzun meshebi geniş olur.

41- Her giha lı ser koka xwe şin tê. – her ot kendi kökü üzerinde yeşerir.

42- Bi pırsê mirov dıçe mala xwedê. – sorma ile insan allah’ın evine kadar gider.

43- Golıkék, navé naxireke pîs dike. – bir buzağı bir inek sürüsünün adını kirletir.

44- Hemı çêlek tên dotın, hemi gotın nayên gotın. – her inek sağılır, her söz söylenmez.

45- Deste xwarinê dirêje. – yemege uzanan el uzundur.

46- Mêrê qels du cara şer dixwaze. – güçsüz adam iki kez kavga ister.

47- Dılê şıwan bıxwaze kare, jı nêri şir derxe. – çobanın gönlü isterse tekeden süt çıkarır.

48- Meger li newala nebin xeyala. – vadilerde dolasma, kabus görme.

49- Mala merya gora mêruya yê.

50- Mêrikî li hespé xelkê timî peya ye. – başkasının atına binen adam her daim yayadır.

………….

Kürt Alim ve İlim Adamları

Kategori: Genel | 0

Hz. İbrahim (AS)’ın Nemrut (Nemırd: ölümsüz) döneminde Harran da Kürtlerin arasında doğup büyüdüğü, Nemrut tarafından ateşe atılma olayından sonra Arabistan’a göç ettiği rivayet edilmektedir (Not: İbrahim arapça ve ibranice bir kelime değil.  Kürtçe de; İ-Bra-Him: Bra: kardeş, Him: Büyük taş/kaya, Eşinin adı Sara, Sar:Soğuk).

Hz.Muhammed (SAV) döneminde Müslüman olan

1-Caban el-Kurdi, oğlu

2-Meymun el-Kurdi ve

3-Zozan adındaki kadın sahabe İslam’ı kabul eden ilk Kürtlerdir.

4-Abdussamed Babek (972-1019)

5-Bassami Kurdi (9. yüzyıl)

6-Ali Hariri (Hakkari) (1009-1080)

Bu üçü (4-5-6) Kürtçe şiir yazan ilk şair ve edebiyatçılardır

7-Ebu Abdullah el-Mukri

8-Macid el-Kurdi

9-İbnü’l Ezrak

10-Fahru’l-Nisa (1091-1179 İslamiyet sonrası ilk Kürt kadın hadis bilgini, hattat ve yazarı)

11-Seyfüddin Amidî

12-Şemseddin Şehrezuri 13. yüzyıl’ın önde gelen tıp bilim insanı ve İslam filozofu.

13-Cigerxwin (1903-1984)

14-İbn-i Salah el-Kurdî

15-İbn Salah Mevlana Takiyuddin Abdurrahman Eş-Şehrezori,

16-Tâcu’l-Arifin Şeyh Ebu’l-Vefâ El-Bağdâdî,

17-Metâli’ sahibi Kadı Siracuddin El-Urmevi,

18-Fatih’in Hocası Şeyhülislâm Molla Şemseddin Ahmed Gürani, Kaynak: Müfit Yüksel-YeniŞafak

19-Mevlâna Abdurrahman Câmî,

20-Tâcuttevârih sahibi Şeyhülislâm Hoca Saadeddin Efendi,

21-Şeyh İbrahim El-Kurani,

22-Mevlana Resul El-Berzencî,

23-Seyyid Taha El-Hakkari,

24-Seyyid Sibgattulah El-Arvasi,

25-Seyyid Fehim El-Arvasi,

26-Şeyh Abdurrahman Halis Et-Tâlebâni

27-Mübarek el-Mustevfi

16-Siraceddin Urmevi

28-Ahmed Eşnehi

29-Musa Kemaleddin

30-Ali İbnü’l-Esîr (1160 ile 1233), Ünlü Cizre’li İbnü’l-Esîr ailesinin ortanca oğlu, eseri;  El-Kamil fi’t-Tarih

31-Mevlana Tacuddin Kurdi (14.yy)-

(Edebâli’nin ve Çandarlı Halil Hayreddin Paşa’nın kayınpederi İznik Süleyman Paşa Medresesi başmüderrisi)

32-Fahreddin Ahlatî

33-El Dinaveri  (828 – IRAN KURDİSTANİ – 896), Ensab el-Ekrad (“Kürtlerin Soyu”)

34-Şeyh Halil-i Kurdi es-Simmanî, (ö. 750), İslam bilgini.

35-Ebu’l Vefa el-Bağdadi

36-Ebu’l Fida (1320-1331); Ünlü İslam tarihçisi ve coğrafyacı, Ay üzerindeki Abufeda krateri ona atfedilmiştir

 37-Abdulkadir Geylani (1077 Gilan – 1166 Bağdat)

38-Ehmedê Xanê (1650 Hakkari – 1707 Ağrı)

39-El Cezerî (1136 – Cizre – 1206 )

40-Cüveyriye, (1305 – 1381 Kadın Hadis bilgini)

41-MOLLA GÜRÂNİ (1410 DİYARBAKİR – 1488 İSTANBUL) Kürt asilli müderris ve fikih alimi.

42-Feqîyê Teyran (1590 – Van – 1660)

43-Melayê Cizîrê (1570 – Cizre – 1640)

44-Bediuzzaman Said-i Kurdî (1878 Bitlîs – 1960 Şanlıurfa)

TARİHTE KÜRT İSLAM ALİMLERİ, LİDERLER, BİLİM ADAMLARI VE FİLOZOFLAR

45-Molla Halil Siirdî (1753 Bitlis – Siirt 1841)

46-Selahaddin-i Eyyubi El Kurdî (1138 Tikrit – 1193 Şam)

47-Muhammed Bin Şeddad: Şeddadiler’in (Şadilerin) kurucusu Kürt lider

48-Mevlana Halid-i Kürdi (Bağdadi) (1779 – Süleymaniye – 1827 Şam)

49-Ehmedê Muxlis (1891 – Amediye – 1963)

50-MELAYÊ BATÊ (1417- HAKKARİ -1491) Kürt asıllı edebiyatçı alim ve şair. Kürtçe mevlid’in yazari.

51-Cakir El Kurdi (1155 – Irak Kurdistanı – ? )

52-Mehmûdê Bazîdî (1797 Ağri – 1863 ? ),

53-EVDİREHMAN ŞEREFKENDÎ (1920 MUHABAD – 1991 Kerec) Kur’an-i Kürtçeye çeviren Kürt asıllı alim, yazar şair ve çevirmen.

54-Nâbi (1641 Urfa – 1712 İstanbul),Kürt asilli ünlü Dîvân edebiyatı şâiri.

55-ŞEYH MUHAMMED MAŞUK EL-HAZNEVİ (1957 KAMIŞLO – 2005 ŞAM) Kürt asilli Doktor, Hadis ve Fikih alimi.

56-Muhammed Butî (Suriye savaşında şehit oldu)

57-Evdale Zeynıke: Kürtlerin Homerosu, Şair-Ozan (1800-1913)

58-Prof. Dr Koçer Birkar (Cambridge Üniversitesi, 20018 Fields Madalyası),

59-İbn Kuteybe (9.yy)

60-Ziryab (9.yy)

61- Melayê Batê  (1417- Hakkari -1491) Kürt asıllı edebiyatçı alim ve şair. Kürtçe mevlid’in yazari.

62-Maverdi (10-11.yy)

63-Zahid Gilani (13.yy)

64- Ömer Sühreverdi (13.yy)

65- Şeyh Tahir-i Kurdi (14.yy)

67- Zeynüddin Irakî (14.yy)

68- Mahmud-i Kurdî (15.yy)

69-Şeref Han (15.yy)

70-İdris-i Bitlisi (15.yy)

71-Hasan Ertuşi (15.yy)

72-Şemseddin Ahlati (16.yy)

73-İsmail Beyazidi (17.yy)

74- İlyas el-Kürdi (17.yy)

75- Mustafa Besaranî (17.yy)

76-  Muradhan Beyazidi (18.yy)

77-Mahmud Beyazidi (19.yy)

78-Molla Arvasî (19.yy)

79-Vefayi  (19.yy)

80-Nali  (19.yy)

81-Taha Hakkârî  (19.yy)

82-Mirza Riza Kelhur (1829 – 1892)

83- Muhammed Emin Kurdi

84-Şeyh Muhammed Hazini (1816 – 1892)

85-  Molla Mustafa Berzanı

86-Muhammed Kürd Ali  (20.yy)

87-Molla Enver  el batmanı  (20.yy)

88-Celadet Ali Bedirhan  (20.yy)

89-Sin Leqe Uninni; (M.Ö.1250), Kürt şair, Gılgamış Destanı yazarı, Kürtlerin ilk atalarından Kassit dilinde yazılmıştır.

90- Ahmed Uzun, Yaşar KEMAL

……..devam edecek

Kürtler ve Şahmaran

Kategori: Genel | 0

KÜRD MİTOLOJİSİNDE ŞAHMARAN

Çok tanrılı dinler döneminde, ana tanrıçaların baş ve ellerinde taşıdıkları yılanlar, “baştan çıkarmayı” açıkça ortaya koymaktadır. Kürt mitolojisinde başında taç, kulağında küpe ve gerdanında kolye takılı olan, güzelliği ile göz kamaştıran kadın başlı yılan, Antik Çağ’dan bu yana tabletler üzerinde Şahmaran motifi olarak işlenmiştir.

Kürdistan’da hemen hemen her evde yılan mitosu olan Şahmaran sureti asılmasının başlıca nedeni de Kürt halkının anaerkil bir topluluk olmasından kaynaklıdır. Özellikle Kürt Mitolojisi adlı kitabın yazarı Cemşid Bender, Toros-Zagros havzasında tanrıçaların ellerinde yılanların olduğu, yılan mitosundaki iyilik ve kötülük düalizmini zenginliğin göstergesi olduğunu belirtir. İnanca göre yılan, gömleğini atarak sürekli genç kalmaktadır. Pek çok mitosta, tanrının insana bağışladığı ölümsüzlüğün yılan tarafından çalınmış olduğu rivayet edilir.

Kürt toplumunda, inanç ritüellerinde bile yılanın varlığı ve önemi bilinmektedir. Mesela Yezidi insancının merkezi olan Laleş’teki Şeyh Adiy türbesinin duvarında bulunan yılan, hac döneminde öpülmektedir. Batman’ın Beşiri ilçesine bağlı birçok Êzîdî köylerindeki ev kapılarının sağ kısmında siyah yılan figürü bulunmaktadır. Êzîdîlikte yılan, adeta bir totemdir.

Ayrıca bugün Erzurum’da yılanlı gözeler, Horasan ile Kars’ta yılanlı göller, yılanlı pınarlar ile yılanlı ocaklar bulunur. İnsanlar bu mekanlarda hastalıklarına şifa ararlar. Günümüzde de tıp ve eczacılıkta yılanlı rozetlerin sembol olarak kullanılması, bu inancın uzantısıdır.

Özcesi, Toros dağları eteklerinde medeniyete beşiklik eden kentlerin başında gelen Tarsus’ta Şahmaran efsanesi, kadim kentin sembolüdür. Yine Zagros dağ silsilesinde bulunan Hakkari’de Şahmaran efsanesi, antik çağdan günümüze kadar süregelmiştir. Şahmaran’ın önemi ve özelliği doğurganlık sembolü olmasıdır. Pek çok Kürt yerleşim merkezinde halen evlenecek genç kızlar, el emeğiyle işleyip hazırladıkları Şahmaran resminin, bu mitolojik efsanenin bereket ve mutluluk getireceğine inanırlar.

Kürt toplumunda yılan motifi, yaşamın her alanına işlendiği gibi Kürt atasözlerinde de genişçe yerini almaktadır. Bu konu, Mustafa Borak’ın “Gotinên Pêşiyan Kurda” adlı eserinde de yerini geniş bir şekilde bulmaktadır.

Yazımızı yılanla ilgili Kürtçe atasözleriyle bitirelim: Marê reş spî nabe. (Kara yılan ak olmaz); Marê qol û tirba spî. (Kesik kuyruklu yılana ak mezar); Têjikê maran bê jahr nabin. (Yılan yavrusu zehirsiz olmaz); Zarê şêrin marj ji qulê derdixe. (Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır); Mar ji pûngê xali dibû, pûng li ber qûla mar de hêşin bu. (Yılan nane otunu sevmezdi, nane onun deliğinin dibinde yeşerdi.)